• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Ertuğrul Yalçınbayır: Arınç'ın sözlerinden ders alınmalı

Ertuğrul Yalçınbayır: Arınç'ın sözlerinden ders alınmalı
0 0

AKP'nin kurucularından Ertuğrul Yalçınbayır, Arınç'ın çıkışını değerlendirdi.

8 Şubat 2016 Pazartesi 07:37

BİLGEHAN UÇAK / HABERDAR (ÖZEL) - AKP'nin kurucuları arasında yer alan ve başbakan yardımcılığı görevi de yapan Ertuğrul Yalçınbayır, Bülent Arınç'ın çıkışını değerlendirdi. 

 

Haberdar'dan Bilgehan Uçak'a konuşan Yalçınbayır, 'yeni parti' söylemlerinin spekülasyon olduğunu savundu. Arınç'ın bu tür konuşmaları zaman yaman yaptığını söyleyen Yalçınbayır, Arınç'ın açıklamalarına şaşırmamak gerektiğini söyledi. 

 

Bilgehan Uçak'ın Ertuğrul Yalçınbayır ile söyleşisi şöyle:

 

Uzun yıllar mecliste parlamenterlik yapmış biri olduğunuz için sormak istiyorum. Gidişatı nasıl görüyorsunuz?

 

Gidişatı objektif değerlendirmek, husumetten ve muhabbetten arınmak ve adaletten ayrılmadan bir yargıya varmak için sayıların diliyle konuşmak ve Türkiye’yi öyle okumak uygun olur diye düşünüyorum. Sayıların diliyle Türkiye ve dünyaya bakalım. Ama önce bugün dünyada dolanan değerleri hatırlayalım.

 

Nedir bunlar?

 

Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, hukukun üstünlüğü, azınlık hakları, ekonomik-sosyal-siyasal haklar, sosyal devlet, adalet, eşitlik, refah-huzur-mutluluk-güvenlik, insani gelişmişlik, yönetişim. Peki, dünyada dolanan bu değerler karşısında Türkiye’nin yeri, sıralaması, derecesi, kalitesi, kalibresi nerede? Bunun için de üyesi olduğumuz uluslararası kuruluşların, kurumların derecelendirilmesi ve sivil örgütlerin değerlendirilmesine ihtiyacımız var.

 

Nasıl bakacağız?

 

Google’a girin ve aradığınız değerleri yazın. Dünyayı, diğer ülkeleri ve Türkiye’yi görün. Bilimsel ve evrensel kriterler karşısında “Türkiye Demokrasisi” melez ve dünyada yüzüncü sıralarda. Temel hak ve özgürlükler ile sosyal, ekonomik ve siyasal haklarda ve hatta kolektif haklarda ya orta ya da son sıralarda bir ülke. Ulusal barışı da, uluslararası ilişkileri de sorunlu bir ülke. Yasaması, yürütmesi, yargısı ile iyi yönetilmeyen bir ülke.

 

Karamsar bir tablo çizdiniz…

 

Sayılara bakın ve sayıların diliyle konuşun. Gidişat nereye? Ders almazsak, değişmezsek, kendimizi değiştirmezsek geriye, her alanda ligin alt sıralarına, kümeye… Ancak, umudu tüketme hakkımız yok. Her zorluğun bir kolaylığı var. İnsanlığın vardığı seviye ve ortak akıl belli. Oraya ortak emek, sabır ve inançla gitmek hâlâ, eğer arınabilirsek, mümkün.

 

Kurucularından biri olduğunuz AKP, ilk Dışişleri Bakanı olan Yaşar Yakış’ı partiden ihraç etti. Bu konuyla paralel olarak, AKP için ne söyleyebilirsiniz?

 

AK Parti Yönetimi, parti kurucusu ve ilk “Dışişleri Bakanı” Yaşar Yakış’ı ihraç istemiyle Disiplin Kurulu’na sevk etmiştir. Bu sevk işlemi bile düşündürücüdür. Bağımsız ve tarafsız olarak yargılama yapması gereken Disiplin Kurulu’nun Yaşar Yakış’ın düşüncelerini açıklamasını partili bir üyenin uyarıları olarak değerlendireceğini umarım. Parti Programı’nın yazımında bulunan ve özellikle Program’ın 107-112 sayfalarında “Dış Politika” kısmını yazan Yaşar Yakış’ın Disiplin Kurulu’nda yargılanması bir hesaplaşmadır. Diplomatik üslup ve nezaketi kendisine usul ve düstur edinen Yakış’ın yargılanması AK Parti’ye yarıyor mu göreceğiz..

 

Hayalini kurduğunuz ülke ve parti bu muydu?

 

Biz AK Parti’yi ortak akılla kurduk. Partinin kuruluşunun temel dayanakları başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere uluslararası sözleşmelerdir. Parti tüzüğünün “Genel Esaslar”a dair diğer hükümleri ve “Kalkınma ve Demokratikleşme” adlı programı halen yürürlüktedir. Program, genel başkan dahil herkesi bağlamaktadır. Bağlayıcı metinlerin değiştirilme usul ve esasları bellidir. Buna rağmen parti tüzük ve programı eylemli olarak ihlal edilebilmektedir. Yazmak, okumak, inanmak ancak o doğrultuda iyi işlerin yapılması ve sabırla çalışılması ile mümkündür. Türkiye’de söylenen ne güzel sözler, yazılan ne güzel yazılar, konulan ne güzel kurallar ve kanunlar var, onlar söylenme, yazılma, konulma maksatları doğrultusunda uygulansaydı ne güzel olurdu… Bakın, “Yönetişim-İyi Yönetim” bir değerler bütünüdür. Yönetişim; demokrasi, çoğulculuk, katılımcılık, hukukun üstünlüğü, insan hakları, açıklık, şeffaflık, denge-denetim, hesap sorma-hesap verme, öngörü, durum etki analizi, kalite, verimlilik, etkinlik, etik değerler gibi değerleri bünyesinde taşır.

 

Hukukçu olarak başta Sulh Ceza Hakimlikleri olmak üzere, hukukun işleyişi hakkında ne düşünüyorsunuz?

 

Kanunların yapımı, hazırlığı, tartışılması, kalitesi defoludur ve kanun yapma tekniği ile bağdaşmamaktadır. Defolu üretilen kanunlar, yürütülmek üzere bakanlıklara tevdi edilir ve onların da katkısıyla ortaya defolu uygulamalar ve sonuçlar çıkar. Bu sonuçlar taraflar arasında; bireyle birey, bireyle toplum, toplumla toplum arasında çeşitli davalara yol açar. Davaları çözen “Yargı”nın da defosu nedeniyle toplumda huzur, barış ve mutluluk sorunludur. Bir tarafta bitmeyen senfoni: Anayasa ve tartışmaları diğer taraftan 15 bin kanun, binlerce kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, genelge, tebliğ ve onların içinde milyonların üzerinde maddeler… Uygulamada milyonlarca bireysel kararlar… Yargı önünde milyonlarca alacak davası, icra takibi, hukuk davası, ceza davası, idari dava, anayasal dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde dava…

 

Eyvah eyvah!

 

12 Eylül Hukuku’nun ürünü bir Anayasa ve 700 kanun. Avrupa Birliği sürecinde 35 fasıl ve bu fasıllarda çıkarılacak 200 bin sayfalık 25 binin üstünde kanun ve idari düzenlemeler içeren mevzuat. Hukukun uygulanmasının dayanağı olan Anayasa, çekincelerden arınmış uluslararası sözleşmeler, kanunlar ve düzenleyici işlemler…

 

İlgilisinin katıldığı, katılım ve dinlenme haklarını kullandıkları idari işlemler… Daha ne diyeyim?

Hukuku tesis etmek için sizce neler yapılmalı? Hem üst düzey görevlerde bulunmuş eski bir vekil hem de hukukçu olarak sormak istiyorum.

 

Hesap verme, hesap sorma ve kaliteli yargı. Bir formül var biliyorsunuz “3Y” diye. Nedir bu? Yoksulluk, yolsuz ve yasaklar. Peki, buna karşı önerebileceğimiz şey nedir? Hepsini çözmeye bir tek “Y” yeter aslında. O da, Yasama, Yürütme ve Yargı’yı içeren “Yönetişim”dir. Bakın, şurası çok açık: Yönetimde “Denge-Denetim” olmazsa ölçü kaçar, ayar bozulur; ölçüsüzlük, sorumsuzluk, keyfilik artar. Bunun sonucunda, yolsuzluk ve yoksulluk birbirini tetikler. “Yönetişim Hakkı”, “Yönetişim Ödev ve Sorumluluğu” anayasal ve yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

 

Eski partiniz ANAP ile AKP’yi mukayese ettiğinizde ne gibi farklılık var? Mehmet Altan’ın tabiriyle söylersek “Ankaralılaşmak” ikisi için de geçerli bir sorun mudur sizce?

 

ANAP; kuruluşu, işleyişi ve sonucu ile geçmişte kaldı. Ama onlardan geriye çıkarmamız gereken dersler var. AK Parti bu dersleri dikkate alarak kuruldu, şimdi yaşıyor ancak bir gün o da son bulacak. Ama yarın ama sonra. Her iktidar gibi mutlaka. Kuruluş amacı doğrultusunda samimiyeti ve safiyeti onun geleceğini ve sürecini belirleyecek.  

 

Sizin gibi bir hukukçu olan Burhan Kuzu’nun aynı zamanda hem vekil hem cumhurbaşkanı danışmanı olamayacağınızı söylediniz. Bunun sebebini açıklar mısınız?

 

Devletin Temel organlarında görev alanların görev tanımları Anayasa’da bellidir. Yasama organında görev yapan milletvekillerinin görevi ve yetkileri Anayasa madde 87’de yazılıdır. Milletvekillerinin yapamayacağı işler 82’nci maddede belirtilmiştir. Bir milletvekili, Cumhurbaşkanı’na danışman olamaz ve böyle bir görevi kabul edemez. TBMM böyle bir karar alamaz. Cumhurbaşkanı’nın görev ve yetkileri Anayasa madde 104 ile bellidir. Bunlardan bir kısmı yasama ile ilgilidir. Bu konularda Cumhurbaşkanı’na bir milletvekilinin danışmanlık yapması sözkonusu olamaz. Cumhurbaşkanı’nın yürütmeye ilişkin görevleri ve bütçesi, yasamanın ve yasama üyesi milletvekillerinin gözetim, denetim ve kararına açıktır. Anayasada yazılı kuvvetlerin, “Yasama, Yürütme, Yargı”, işbölümü bu kuvvet üyelerinin bağımsızlığını gerektirir. Bu bağımsızlığın devri, sınırlandırılması sonucunu doğuracak herhangi bir işlem mümkün değildir.

 

Dış politika, iç politika ve ekonomi aynı anda alarm veriyor. Yanlış giden nedir?

 

Dış politika, İç Politika ve Ekonomi aynı alanın içinde bir bütünün parçaları, birbirinin aynaları, tamamlayıcı unsurlarıdır. Biri iyi, diğeri kötü olamaz. Ülkenin içindeki barış dışarıya, dışındaki kargaşa içine ve ekonomisine yansır. “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” hem içeriye hem dışarıya mesajdır, sestir. Bu sesi duymak, duyurmak, haykırmak gerekiyor.

 

Abant Platformu’nun kararları için neler düşünüyorsunuz?

 

Abant Platformu, 34 senedir süregelen, üyeleri değişmekte olan dinamik ve geleneksel hale gelmiş bir platformdur. Yayınladığı bildiriyle, güncel konularla ilgili görüş açıklamasında bulunmuştur. Ergun Özbudun ve Serap Yazıcı gibi çok değerli anayasa hukukçuları ve farklı alanlardan çok kıymetli akademisyenler değerlendirmelerini açıkladılar. Katılın katılmayın, bunlar çok önemli değerlendirmelerdir, düşünce açıklamasının tezahürleridir. Tekrarlıyorum: Abant, değerli biliminsanlarının, siyasetçilerin yer aldığı özgür bir platformdur. Anayasa yapımının zayıf yönlerini gösteriyor, diyalog ve uzlaşma zemini olmadan çözümün gelmeyeceğini ortaya koyuyor.

 

Bülent Arınç’ın açıklamaları için ne düşünüyorsunuz? Bir “yeni parti” söylencesi dolaşımda…

 

“Yeni parti” bir spekülasyondur. Yalnız, Bülent Arınç bu tür açıklamaları zaman zaman yapmıştır, hem basına açık hem de parti içi kapalı görüşmelerde. Yakından tanıdığım, aynı zamanda bir meslektaşım olan Arınç’ın bu açıklamalarına şaşırmamak gerekir. Arınç’ın her açıklamasında belli bir istikrar vardır. Açıklamalarını asla nefsi görmemek gerekir, kendi çıkarları için söylediği sözler değildir. Arınç, bu sözleri karakteri gereği söylüyor ve uyarılarından parti yönetiminin ders almasını istiyorum. Parti yönetimi, bu konuları parti içi demokrasi hakim kuruluna havale etsin, oradaki çalışmalarda Arınç’ın çok ciddi uyarılarda bulunduğu görülecektir. Bülent Arınç ayıp arayan birisi değildir. Görüşlerini açıklamıştır. Başkaları da başka türlü şeyler söyleyebilir. 

 

Parti içi demokrasi için de bu açıklamalar kadar bu açıklamaların kabulü de önemli herhalde..

 

Bakın, AK Parti’nin kuruluşunda kişilerin kendi olmaları ve parti içinde muhalif olma hakları vardır. Artı, bu insanlar biraraya gelerek parti içinde hizip bile oluşturabilirler, böyle geniş bir özgürlük alanı bulunur. Muhalefet edenlerin birlikte hareket edebilirler. Ben, Arınç’ın sözlerinden ders alınabilmesini temenni ederim. Şunu da hatırlayalım, sene-i devriyesi geliyor malum, 1 Mart Tezkeresi…

 

Arınç’ın o zamanki görüşleri de farklıydı yanlış hatırlamıyorsam…

 

1 Mart Tezkeresi ile ilgili görüşleri önemlidir. Tezkere, AKP ve CHP oylarıyla reddedildi, çünkü uluslararası şartlara aykırıydı. BM Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesini isteyebilirsiniz ama o yapı bu şekliyle kaldığı sürece Tezkere’nin geçmemesi gerekirdi. Şartlar dururken ABD de Rusya da buna uymakla yükümlüdür. Tezkere’nin reddedilme sebebi Anayasa madde 92’ye aykırı olmasıdır ve AK Parti içinden 99 kişi oylamada farklı oy kullanmıştı. Tezkere bu yüzden geçmedi. AK Parti içinden hayır diyenlerle CHP’lilerin oyları Tezkere’nin geçmemesine yol açtı. Tezkere reddedildi, ama ertesi gün, Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül, birlikte kararlaştıkları bu tezkerenin yeniden gündeme getirilmesi için Ahmet Necdet Sezer ile bir görüşmeleri yaptılar. Sezer, bu konuyla ilgili olarak meclis yetkili olduğunu ve kararını verdiğini, o karar alınmışken Tezkere’nin yeniden görüşülmesini istemenin mümkün olmadığını söyledi. 59. hükümet kurulup Tayyip Erdoğan başbakan olunca, 20 Mart’ta yeni tezkere geldi.

 

2003 yılı…

 

Evet, 2003. Ama ilk tezkereyle ilgili olarak şunu ekleyeyim: 1 Mart Tezkeresi’ne 10 yıl için “gizlilik kararı” alınmıştı. Bu süre tamamlandı, oysa o günlerde Meclis’te nelerin konuşulduğunu, vekillerin neler söylediğini halk bilmiyor. Ben demokrasiye inanan biri olarak, 1 Mart Tezkeresi’nin görüşüldüğü oturumların hâlâ gizleniyor olmasını anlayamıyorum. Peki, neden böyle? Demokrasi şeffaflık demektir, demokrasiye inanan insanların bu şeffaflığı talep etmesi gerekir. Üç sene geçti, karar halen kaldırılmadı. Ayrıca, bu ikinci tezkere de BM şartlarına aykırıydı. Bu şart, BM Anayasası’dır. Düşünün, kendi anayasanızı, kendi parti programınızı dikkate almayacaksınız ve yeni bir tezkere geçireceksiniz. Bu keyfiliktir ve bu keyfi anlayışın hakim olduğu yerde Başkanlık Sistemi, dengesiz ve ölçüsüz bir yönetim anlayışının gelmesi demektir.

 

Başkanlık Sistemi gelecek, dertler bitecek, diyenler var…

 

Şu süreçte, yani bir sistem olarak Başkanlık’ın tartışıldığı günlerde bunların dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum. Denetim mekanizmasının nasıl olacağının açıklanması gerekir. Dengeli ve denetimli bir yönetim olmazsa eğer, Başkanlık Sistemi için şunu söyleyebilirim: “Yandı gülüm keten helva!”

 

twitter: @bilgehanucak

 

KAYNAK: HABERDAR

0 0
loading...
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha