• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

"Otuzbeş yıl boyunca her gün Necatigil’le yaşadım"

0 0

Selim İleri’nin ‘Kırık İnceliklerin Şairi: Behçet Necatigil’ kitabı otuzbeş yıl sonra yeniden raflarda...

1 Şubat 2016 Pazartesi 07:03

BİLGEHAN UÇAK/ HABERDAR (RÖPORTAJ)


Yazar Selim İleri, şair Behçet Necatigil'i ve şiiri anlattı. Türkiye'de şiirin dönüşüme uğradığını söyleyen İleri, "Şiir, Türkiye’de bir dönüşüme uğradı. Meraklısının kendi arasında okuduğu bir şeye dönüştü "dedi. 


Necatigil gibi bir şair, bütün kapalı atmosferine rağmen biraz kafa yoran herkesin hoşlanacağı bir şiirin yaratıcısıydı diyen İleri,  "O tarz şiir yazılmıyor ve yazılmamasının sebebi de şiirdeki bu dönüşüm. Belki de demode bulunuyor, bilemiyorum" ifadesini kullandı.

 

Şair Necatigil'e olan hayranlığına da değinan İleri,  "Otuzbeş yıl boyunca belki bir beş gün vardır hayatımda Necatigil’i anmadan geçirdiğim. Otuzbeş yıl boyunca her gün Necatigil’le yaşadım" şeklinde konuştu.  

 

Sizin kitabınız benim gibi birçok insanda Behçet Necatigil okuma arzusu uyandırdı. Neden ben bu ihtiyacı bugüne kadar fark etmedim, diye kendime sordum.

Nerede, ne zaman, nasıl genç kuşakla böyle bir kopukluğu olduğunu hiç düşünmemiştim. Birkaç kişi daha bunu söylediği için biliyorum şimdi, genç kuşak Necatigil’den kopmuş. Gerçi yaşadığı dönemde de hak ettiği ilgiyi… Görmüştür tabii, görmemiştir diyemeyiz ama meraklısı olan çevrede görmüştür. Tuhaf bir şey! Necatigil, birçokları için hep “ailenin şairi”, “ortahallilerin şairi”, “küçük burjuva şairi” diye anılmıştır. Halbuki, Necatigil siyasi yanı çok ağır basan bir şair. Bu son yıllarda, galiba bağırtkan bir üslup benimsememiş olduğundan o tarafı hiç görülmüyor. Ama döneminde çok derin etki bırakmış bir şairdir.

 

Sonraki dönemleri bile çok etkilediğini söyleyebiliriz herhalde. Son kitabınız Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar Kılavuzu’nun adı da Necatigil’den bir esinti taşıyordu…


Şüphesiz tabii. Hatta ona bir teşekkür diye de söyleyebilirim.


Son yıllarda, genç kuşak, Necatigil’i Yılmaz Erdoğan’ın filmiyle hatırladı…
Nasıl yani?! Bilinmiyor muydu genç kuşakta?!


Biliniyordu ama… Kitap satışları bile…
Son dönemde kitap satışlarının da görece iyi olduğunu biliyorum. Gerçi bir Edip Cansever, Cemal Süreya, Turgut Uyar hakimiyeti olduğu söyleniyor ama Necatigil de bir şair olarak her sene belli bir satışa ulaşıyor, kitaplarının yeni baskıları çıkıyor.

 


RUHSAL YAKINLIK OLARAK NECATİGİL YAŞADIĞIMIZ TOPLUMU BANA  SÖYLEYEN ŞAİRDİR 

 

Peki, sizin Necatigil’i seçmenizin sebebi neydi? Neden Necatigil?
Tamamen bir yaradılış benzerliği. Altmışların sonudur bu kitap… Aynı duyguları taşımamız ve onları, benim beceremediğim güzellikte ifade etmiş bir sanatçı olması. Onun peşine takılıp gittim… Şunu da belirteyim: Ben, Edip Cansever’i de çok severim. Hatta Necatigil kadar sevdiğimi söyleyebilirim ama ruhsal yakınlık olarak Necatigil yaşadığımız toplumu bana çok daha söyleyen bir şairdi.

 

Sizin dönem için Necatigil ya da Behçet Hoca ismi neyi ifade ediyordu?
Altmışların sonunda bugünkü gibi ast-üst ilişkisi yoktu. Her şairin kendi değeri içerisinde bir özel yeri vardı ve bu konum seksenlere kadar süregeldi. Necatigil de o özel kişilerin en önde gelenlerindendi. Ama bu demek değildir ki tekti… Mesela Attila İlhan daha popülerdi, Necatigil ise o kadar popüler olmadığı halde çok sevilen, saygı duyulan ve önemsenen bir şairdi.

 

ŞİİR, TÜRKİYE’DE BİR DÖNÜŞÜME UĞRADI


Yeni kuşak, şiirde, eski isimlerin üstüne neden çıkamıyor? Bir Cemal Süreya, bir Behçet Necatigil gelmiyor… Tabii sizin beğendikleriniz de olabilir…
Var benim yeni kuşak arasında beğendiğim şairler, yok değil. Birhan Keskin’i çok sevdiğim bir şair olarak hemen söyleyebilirim. Haydar Ergülen bir başkası. Ama o eski şiir anlayışını, o geleneği sürdüren yazarlar artık pek de genç sayılmazlar. Yaşlarını başlarını aldılar, ustalık katındalar. Şunu söyleyeyim ama: Şiir, Türkiye’de bir dönüşüme uğradı.


Ne gibi bir dönüşüm bu?
Meraklısının kendi arasında okuduğu bir şeye dönüştü. Necatigil gibi bir şair, bütün kapalı atmosferine rağmen biraz kafa yoran herkesin hoşlanacağı bir şiirin yaratıcısıydı ama artık yok. O tarz şiir yazılmıyor ve yazılmamasının sebebi de şiirdeki bu dönüşüm. Belki de demode bulunuyor, bilemiyorum.

 

Bu tespitiniz sadece Türkiye için mi geçerli yoksa dünya için de böyle bir dönüşümden bahsedebilir miyiz?
Çağdaş dünya şiiri hakkında hemen hiçbir şey bilmiyorum. Takip de edemiyorum. Yaş itibariyle buna gücüm yok, dolayısıyla bu konuda bilgim de yok. Bol keseden laf söyleyip hiç okumadıkları kitaplar, hiç bilmedikleri konular üstüne ahkâm kesen çok insan var, onlar mutlaka bu konuyu da biliyordur!


Sizin bir şansınız da Necatigil’i tanımak oldu zannediyorum…
Tabii. Çok yakından tanıdım kendisini.


Hayran olduğunuz biriyle tanışmak bir yönüyle çok güzel ama öteki yönüyle de çok riskli bir şey…
Bütün ayrıntılarıyla Kar Yağıyor Hayatıma’da uzun uzun anlattım. Çok farklı bir insandı. Bu yaşa geldim, benzerini hiç tanımadım. Çok alçakgönüllüydü ama aslında o alçakgönüllüğünün içinde pekâlâ kendi değerini ve yerini de bilirdi. Onu anlamayanların karşısında bile çığırtkan bir tavır takınmaz, tam aksine sessizliğe bürünürdü. “Eski Sokak” şiiri bence bunu en iyi ifade eden şiiridir. Ayrıldığı eski sokağa ihanet etmiş, apartmana çıkmış olmaktan bile utanç duymak inceliği ona mahsustu. “Biraz daha iyi yaşamaya özlemli” diyor şiirinde. İnceliğe bakar mısınız; “biraz” diyor, “fazla” değil.

 

SLOGAN ŞİİRLERİ YAZAN GENÇ ŞAİRLER DAHA ÖNE ÇIKARILMAYA ÇALIŞILIRKEN NECATİGİL BUNU REDDETTİ 

 

Burada araya girip şiirin o dörtlüğünü yazayım istiyorum: “Bilinmedi, ne çare, sizdendik / Yalnız biraz daha iyi yaşamaya özlemli / Şimdi aynı uzaklık, aynı utanç / Düşündükçe o sokağı, evleri”
Su kesintisi olmayan, suyu daha fazla akan, belki kaloriferi yanan bir ev… Zaten evi de öyle bir yerdi, ben de Behçet Hoca’yı orada tanımıştım. Sınıf atlamanın, ömrü boyunca, çok şiddetle karşısında durmuş bir insandı. Bunun hem bir ihanet hem de bir kötülük olduğu kanısındaydı. Döneminde de bu tavrı pek anlaşılmadı. Onu “küçük burjuva şairi” diye aşağılayanlar oldu. Aynı dönemde slogan şiirleri yazan genç şairler daha öne çıkarılmaya çalışılırken Necatigil asla o tarz şiirler yazmadı. Bunu reddetti.


İstese, en güzellerini yazardı herhalde…
Yazmadığı için onu ürkek, çekingen, küçük burjuva dünyasında içine kapanmış bir şair olarak tanıttılar. Gerçi, Necatigil’i böyle tanıtanlar arasında bunun yanlışlığını farkına varan, hatta üzüntüsünü yaşayanlar da oldu. Bizim edebiyatımızda böyledir ama. İnsanlar hak ettikleri yerlerde hiç olmuyorlar da kendi çabaları içinde kavrulup gidiyorlar. Ya da, son derece dışavurumcu olarak hak etmedikleri noktalara yükselip, çok satan, çok okunan yazarlar gibi gözüküyorlar. Ne yazık ki, bu hep böyle gelmiş böyle gitmiş. Ama o devir her şeyden önce edebiyatı koruyan, okuyan, bilen -az sayıda da olsa- okurun var olduğu bir devirdi. İki bin basılırdı belki şiir kitapları ama okunur, özümsenirdi.


Şimdi sayı arttı ama nitelik…
Şiirde bu sayı arttı mı bilmiyoruz. Hâlâ o sayıların çok da üstüne çıkıldığını sanmıyorum. Ama şimdi okunan özümseniyor mu, işte orası çok muğlak.


Necatigil’in bir anlamda popüler olmamasının sebebi aidiyetsizliği diyebilir miyiz? Hiçbir kampa girmemesi, slogan şiirler yazmaması…
Hepsinin dışında kalması kesinlikle çok önemli bir etkendir. Endişeleri çok yoğundu. Gelecekteki Türkiye’nin hangi sorunlarla boğuşacağını, o dönemin, o kavgaya dönüşmüş sağ-sol meselesinin nereye gittiğini çok doğru okumuş biriydi. Solda da, sağda da yer almak istemedi. Elbette bir siyasi görüşü vardı. Zaten bu görüşleri şiirlerine de açıkça yansımıştır.

 

YANİ BUGÜN İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZ SENTEZİ İLK HİSSEDENLERİN BAŞINDA GELİYORDU 


İnsandan yana olmak denebilir mi?
Öyle kaba bir hümanizma da değildi bu. O hümanizmanın temsilcileri çokluk Batılı isimlerdi. Necatigil, hiçbir zaman, o anlamdaki Batılı kişilerin çizgisinde yol almadı. Batı şiirine, Batı sanatına, Batı edebiyatına büyük bir hayranlığı olduğu muhakkak. Yaptığı çeviriler bile bunu kanıtlar ama hiçbir şekilde salt Batı hümanizminden yana değildi. Yaşadığı toprağın ve Doğu kültürünün kendine özgü başka değerlerini de bilen ve bunları yansıtmak isteyen birisiydi. Yani bugün ihtiyaç duyduğumuz sentezi ilk hissedenlerin başında geliyordu.


Bir kampın sözcüsü olmak yerine bir sentez peşinde koşmak… Oysa, kendi döneminde büyük kamplar ve o kampların büyük isimleri vardı…
Öyle şeylerde gözü olan bir insan asla değildi Necatigil. Gene Kar Yağıyor Hayatıma’da anlattığım bir sahne vardır. Kemal Tahir’in evine birlikte gidişimiz, oradaki yanlış anlamalar, yer yer birbirini hiç anlayamamalar… Kemal Tahir de şüphesiz çok değerli bir insandı ama onda slogan olmasa bir lider edası vardı. Yazmaya çalışmıştım bunları… Meraklısı açıp okursa görecektir. Kemal Tahir’i çok beğenerek, diyebilirim ki hayranı olarak gitmişti, o yıllarda yazdığı Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü’nde “Kemal Tahir” maddesi onun birçok romanına övgü dolu küçük cümlelerle örülüdür. Ne yazık ki, sadece bu genç kuşağın eksikliği değil, alıp evine götürünceye kadar Kemal Tahir’in bile Necatigil’den haberi yoktu! Bunu ilk kez söylüyorum… Bu yaşa geldim ve hep şunu gördüm, kitleyle fazla haşır neşir olmuş yazarlar kendileri dışında ne olup bittiğinden habersiz kalmışlardır. Belki bir Yaşar Kemal öyle değildi. O da çok okuduğundan değil, edebiyat nosyonunun başka bir şey olduğunu bildiğinden. Ben Yaşar Kemal’in de Necatigil’i özümseyerek, bir okur hayranlığında, Türk şiirine katkısını hissederek okuduğunu hiç sanmıyorum. Biz alçakgönüllü geçinmeye çalışanlar okuruz başkalarını… Necatigil’le Kemal Tahir’in buluşması bile, Kemal Tahir’in evinde olmuştu. Bence bu bile yanlıştı…


Ama Necatigil “ayağına gidiyorum” diye düşünecek biri değil…
Değil ama çıkışta kırılmıştı. Bak, daha önce hiç anlatmadığım bir konu bu, sebebi de “Kemal Tahir’i çekiştiriyor” diye anlayanlar çıkmasından korktum. Necatigil çaya davetli olduğu için acele kitapları alınmıştı…


BİZİM EDEBİYATIMIZDA YILLARDIR DEĞİŞMEYEN BİR TUTUM

 

Bu bile bir incelik ama…
Kemal Tahir’den bahsediyoruz! Çok terbiyeli, eşsiz bir insandı ama bunlar ayrı şeyler. Bugünün insanı bu ayırımı pek göremiyor. Bir kez daha söyleyeyim, Kemal Tahir çekiştirilecek bir insan değildir, hayran olunacak, saygı duyulacak bir yazardır. Ama bu, bizim edebiyatımızda yıllardır değişmeyen bir tutum, bir eğilim. Necatigil’le, onun senteziyle ilgili küçük bir anı anlatayım: Bana Sevinç Çokum’un kitaplarını verdi. Ben de yüzümü biraz ekşittim. Ne de olsa o sağ-sol kavgasının yaşandığı günlerdeyiz. Kitapları elimden hızla çekerken “ver şunları” dedi, “o da seni okumasın, sen de onu okuma; kimse kimseyi okumasın, her şey mahvolsun.” Ve ben yirmi sene gecikmeli okudum Sevinç Çokum’u. Yirmi yıllık bir zaman kaybı… Sonra Sevinç Hanım çok değerli bir dostum oldu, Tren Burdan Geçmiyor ve Deli Zamanlar çok sevdiğim iki romandır. Çok acı şeyler yazdı Sevinç Çokum, ayrıca, yakın tarihimizin en iyi tahlillerinden biri yer alır bu romanlarda.


Sizin de bir şiir kitabınız var… Kaç yaşındaydınız yayımlandığında?
Evet ama bayağı bir zaman oldu, şimdi hatırlayamayacağım, bakmak lazım. Oktay Akbal, durmuş turmuş bir yazarın hiç yazmadığı bir alanda bundan sonra yazmasının ne anlamı var diye bir yazı yazdı ve o kadar etkisi altında kaldım ki bu yazının, devam etmedim.

 

NECATİGİL ÇAPINDA TEK BİR İSİM OLMADI


Bir de kişisel merakımdan bir soru. Şair olarak Necatigil, peki romancı olarak kimi seçerdiniz?
Birçok isim olabilirdi. Necatigil, benim şiir anlayışımda çok spesifik bir yere sahip. Kitabın sonunda da “hayatımın anlamı haline dönüştü” diye söylüyorum. Ama romancı olarak da büyük hayranlık duyduğum yazarlar oldu. Bir defa koyu bir Orhan Kemal hayranıydım, sonraki yıllarda Oktay Rifat’ın yazdığı üç romanı da çok severim, çok hakkı yenmiş Peride Celal’in bazı romanları var… Attila İlhan’ı sayabilirim. Yani sayısız romancı var ama “o anlamda” Necatigil çapında tek bir isim olmadı. Necatigil, benim için Cumhuriyet döneminin en büyük şairidir. Onun yanına çok sevdiğim Edip Cansever’i, çok büyük bir şair olan Oktay Rifat’ı koyabilirim ama… Hayatımın her ânında Necatigil’in bıraktığı izlenim olmamıştır. Necatigil benim için başkadır.


Çevirmen olarak Behçet Necatigil’i sorayım bir de.
Olağanüstü! Çevirdiği yazarın üslubunu Türkçe’de bulmak uğruna yepyeni bir Türkçe sentaks kullanmış ve yeni ufuklar açmıştır. Onun bazı çevirileri, mesela Rilke ve Stromberg, ufuk açan çevirilerdir. Benim Bir Denizin Eteklerinde diye bir öykü kitabım var. Bir dağın eteği olur, denizin olmaz. Ama Necatigil’in Stromberg çevirisinde yakaladım o çağrışımı. Venedik’te Ölüm…

 

KNUT HAMSUN BENİM PEK BEĞENDİĞİM BİR YAZAR DEĞİL

 


Ayrıca Knut Hamsun’dan…
Onun aşağı yukarı bütün kitaplarını Türkçe’ye çevirdi. Knut Hamsun benim pek beğendiğim bir yazar değil. Açlık müthiş olabilir ama onda da, Sadık Hidayet’te de Türkçe açısından ancak büyük çevirmenlerin ulaşabileceği bir ustalıktadır.


Behçet Hoca, Knut Hamsun’u sizden çok seviyor galiba!
O doğa, pastoral senfoniler falan bana çok yakın değil…


Hitler hayranlığı söylenir…
Hayır hayır. O çok trajik bir şey. Hamsun, o dönemde çok yaşlı artık ve sonra da dış dünyaya kendini tamamen kapatıyor. Edebiyat onu yok saymıyor.

 

YAYINLANMASI AKLIMIN UCUNDAN GEÇMİYORDU


Bunca yıl sonra kitaba yeniden baktığınızda ne gördünüz? Ne de olsa, artık başkasının kitabı gibidir… Otuzbeş yıl geçmiş aradan…
Yayımlanması aklımın ucundan geçirmiyordu. O zamanlarda da sevgili İshak Reyna'nın Kaf Yayınları adında küçük bir yayınevi vardı, onun ısrarıyla yazmıştım. Hiçbir ilgi devşirmedi kitap. Ve ben kitabımı unutmuştum. Sonra Ayşe Sarısayın hatırlattı. Ben de ona dedim ki, “sayıklama gibi bir kitaptır, nereden çıkarıyorsun?” O ise öyle olmadığında diretince biraz da Ayşe ve eşi Hüseyin’in ısrarları sonucunda pek de bakmadan içine, yayınevine götürdüm. Necatigil’in yüzüncü yılı için bir hatırlama olur diye düşünüyordum. Yalnız, Ayşe ile tashihe başladıktan bir süre sonra ben de, çok tuhaf, kitabı beğenmeye başladım! “A, fena değilmiş” derken, “bayağı iyi yazmışım!” demeye başladım, müthiş bir megalomaninin esiri oldum! Bugün o kitabı yazamam… Öyle bir gücüm kalmadı. Dipnotlar ve kitabın sonuna bazı eklemeler yaptık. Ayten Alpman’ın “Gizli Sevda” şiirine hayran olduğu, ben yazmasam kaybolup gidecekti. Meraklısı için bir hatırlatış… Ya da Sevda Ferdağ’ın, Ömer Kavur’un Necatigil’le ilişkisi… Ben onlara bir gece Sevgilerde kitabını okumuştum. Sonra Ömer gidip başucu kitabı yapmıştı. Bir de şunu söyleyeyim: Funda Arar’ın ilk albümünde okuduğu, besteleri Yücel Arzen’e ait iki Necatigil şiiri vardır. Biri, az önce bahsettiğim kitaba adını veren “Sevgilerde”. Bence Necatigil’den yapılmış en güzel besteler o albümdedir…


Acı bir son olacak. Vedası nasıl oldu?
Kim ne derse desin çok sevilmiş bir insandı. 79 yılıydı. Çok soğuk bir kış günüydü. Teşvikiye’den kalkan cenaze Zincirlikuyu’da toprağa verildi. Hocası Zeki Ömer Defne, gömülürken kendini toprağa atmış ve “evladım senin orada ne işin var” diye yakarmıştı, “burası benim yerim.” Hiç unutmadım… Otuzbeş yıl boyunca belki bir beş gün vardır hayatımda Necatigil’i anmadan geçirdiğim. Otuzbeş yıl boyunca her gün Necatigil’le yaşadım.

twitter: @bilgehanucak

 

KAYNAK: HABERDAR 

0 0
loading...
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha