• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Teknoloji kullanmak kadar geliştirilmesini de teşvik etmeliyiz

Teknoloji kullanmak kadar geliştirilmesini de teşvik etmeliyiz
0 0 1

Neden Türkiye’yi terk ediyorlar? Neden Türkiye’ye dönmekten vazgeçiyorlar? Yazarımız Murat Aksoy Türkiye'yi terk eden insanlarla görüştü ve yaşam hikayelerini yazdı.

19 Mayıs 2016 Perşembe 06:44

MURAT AKSOY / HABERDAR 
 
NEDEN GİDİYORLAR? NEDEN DÖNMÜYORLAR (10. BÖLÜM)

 

Sedat Kapanoğlu (Ekşi Sözlük Kurucusu, Amerika)

 

Pek çok kişinin Twitter ile karşılaştırdığı Ekşi Sözlük, Twittirden 7, Facebook’tan 7 sene önce kuruldu. Ancak sitenin kurucusu Sedat Kapanoğlu, 2015’de ABD’ye yerleşti. Bu kararında Türkiye’nin teknolojiye yaklaşımındaki zihniyeti kadar hukuk alanındaki sorunlar da etkili olmuş. Kapanoğlu; “’Biz yerli arama motoru yapalım’ diyenlere Cem Yılmaz’ın dediği gibi “burada yapılmışı var” demeli. Gözümüzün önündeki yeşermiş kıymetleri fark edebilmek lazım.” diyor.

 

Kısaca kendini tanıtır mısın?

 

Karadağ göçmeni bir Boşnak ailenin çocuğuyum. Babamın ailesi o henüz yedi yaşındayken Sırp baskısından dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmış. Ben, onların fabrikalardaki iş imkanları sebebiyle yerleştikleri Eskişehir’de büyüdüm. İlkokulda yazılım geliştirmeye tutuldum. Hobi olarak başladı, özellikle ortaokulda. Bu alanda Eskişehir’in kısıtlı olanaklarında kendimi geliştirdim. Sonra yazılımı iş olarak yapmaya başladım. Üniversite sınavlarına defalarca girip kazanamadım. O sırada sınavlara çalışmak yerine yazılıma daha çok vakit ayırıyordum. Profesyonel hayat da beni içine çektikçe üniversiteden iyice uzaklaştım.

 

 

Bu alanda pek çok girişimci üniversite terk sanırım…

 

Biraz öyle. Yazılım geliştirmek en büyük tutkularımdan biri oldu. Onlarcası ticari olmak üzere yüzlerce farklı yazılım geliştirmişimdir. 90’larda PC World dergisi “Alaturka” adında “En İyi Yerli 10 Yazılım” disketi vermişti. İçinden altı tanesi bana aitti. Geliştirdiğim yazılımlar arasında en tutan projem Ekşi Sözlük oldu. Ekşi Sözlük’ü 1999’da hobi olarak hayata geçirdim. Başlangıçta öyleydi yani. Bir deney gibi başladı ve zaman içinde gelişti.

 

EKŞİ SÖZLÜK’Ü BİR GECE ÇALIŞIR HALE GETİRDİM

 

Senin amacın neydi, yani hangi amaçla geliştirdin Ekşi Sözlük’ü?

 

1999 yılında günümüzde bildiğimiz içerik geliştirme mecralarının hiçbiri yoktu. Mesela blog’u kitlelere yaygınlaştıran blogger/blogspot siteleri Ekşi Sözlük kurulduğunda yoktu. Twitter’ın, Facebook’un doğmasına daha yıllar vardı. Wikipedia yoktu. Kolayca içeriklerimi paylaşabileceğim bir ortam istedim. Konsept olarak da daha önce de hayal ettiğim Douglas Adams’ın Otostopçunun Galaksi Rehberi romanında kitaba adını veren evrensel bilgi kaynağından esinlendim. Bir gecede çalışır hale getirdim. Sonrasında ilgi gördükçe geliştirdim.

 

Sonra..

 

Ekşi Sözlük’ü kurduktan yaklaşık dört beş yıl sonra Microsoft’tan teklif aldım, Amerika’ya gittim.

 

Nasıl bir teklif aldın Microsoft’tan?

 

Microsoft’tan ilk aldığım teklif o değil aslında. İlk olarak Microsoft’un 1997 yılında ODTÜ programlama yarışmasında dereceye girenlerle görüşmek istediğini öğrendim. Ben 38 takım arasında tek başıma üçüncü olmuştum. Ama Microsoft sadece son sınıftakilerle görüşecekti. Ben ise o sırada zar zor kapağı attığım Açıköğretim İktisat birinci sınıftaydım.

 

İkinci teklifi ise 2001 yılında Microsoft’tan bir işe alım sorumlusunun bana ulaşması suretiyle aldım. O zaman da üniversite mezunu olmadığımı öğrenince “ABD hükümeti çalışma vizesi için mezuniyet istiyor” deyip vazgeçmişlerdi.

 

Ama yılmamış Microsoft…

 

2004’te Windows işletim sistemi ekibinde yazılım mühendisliği teklifi aldığımda ise vize başvurusunda her 3 yıllık iş tecrübesinin bir yıllık eğitim olarak gösterilebildiğini öğrendim ve 10 yıllık iş tecrübemi belgeledim. Microsoft avukatları bu veriyle ABD’de bir üniversiteden denklik belgesi alıp vizemi onaylattılar. Microsoft için alaylılar üniversite mezunlarıyla eşdeğer oranda önemli. Bunu sonradan bizzat Microsoft adına işe alım görüşmeleri yapmadan önce aldığım iş görüşmesi eğitiminde öğrendim.

 

KENDİ İŞİMİN PATRONU OLMAK İSTEDİM

 

Neden geri döndün Türkiye’ye?

 

Teklifi almam çok enteresan bir zamana denk geldi. Tam askerlik tecilimin sonuna gelmişim ve Ekşi Sözlük’ü işim olarak yapmak istediğim bir dönem. Eğer askere gidersem sektörden ve siteden uzak kalacaktım. Onun yerine “bari uzmanı olduğum iş üzerine askerlik yapayım” deyip Microsoft’un teklifini kabul ettim. Amerika’ya gittim ve beş yıl orada çalıştım. İlk altı ayda gösterdiğim sıradışı performanstan dolayı departmanımızdan “Yıldız Çalışan” (Star Employee) ödülü aldım. O süre zarfında çeşitli projeler için takımlara liderlik yaptım. Yazılım geliştiriciliği dışında Hindistan’daki test ekiplerimize eğitimler verdim.

 

Bu esnada Ekşi Sözlük’ün popülaritesi düzenli olarak artmaya devam etti. Bunun için özel bir çaba harcamadım. Reklam gelirleri arttı. Ekşi Sözlük’ün iş olarak büyüme ve gelişme ihtimali beni heyecanlandırdı ve kendi işimin patronu olma fikri ağır bastı. Beş yılın sonunda Microsoft’tan istifa ettim. Bu kararımı açıkladığımda hem takım liderim hem de departman müdürümüz istediğim zaman geri dönebileceğimi, benimle tekrar çalışmaktan memnun olacaklarını söylediler. Bu da çok mutlu etti.

 

Türkiye’ye geri döndükten sonra altı yıl Ekşi Sözlük’ün büyütülmesi, daha büyük ve modern bir mecraya dönüşmesi için hem en üst düzey yönetici hem de yazılım mimarı ve teknik ekip yöneticisi rollerinde çalıştım. Altı yılın sonunda, Mayıs 2015’te Amerika’ya geri döndüm.

 

Türkiye’yi ne kadar takip ediyorsun ya da takip ediyor musun?

 

Türkiye’yi Ekşi Sözlük’ten ve Twitter’dan takip ediyorum. Başka da bir kanalım yok açıkçası. Uzun zamandır gazete sitelerine girip ne var diye bakmıyorum. Sosyal medya, benim için alternatif bilgi kanallarına ve farklı görüşlere tek düzgün ulaşım imkanı. Beraberinde daha çok dezenformasyon riski haliyle bilgiyi teyit etmek için daha çok çaba anlamına geliyor ama buna hazırlıklıysanız bundan zarar görmüyorsunuz. Tam tersine daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum.

 

EKŞİ SÖZLÜK BENİ OLGUNLAŞTIRDI

 

Kendinizi siyasal olarak nasıl ya da nerede tanımlıyorsunuz?

 

Kendimi, bir etiket ya da kalıpla tanımlamakta zorlanıyorum çünkü siyasi görüşüm zamanla ve organik olarak çok değişti. Özellikle Ekşi Sözlük’ün bunda etkisi çok olmuştur. Orada diğer sosyal mecralardan farklı olarak, alternatif görüşler de önünüzde. Etrafınızı sadece kendi çevrenizle çerçeveleyip sürekli birbirinizi onayladığınız gruplara dönüşmedi. Burada sizden farklı düşünen bir insanla bir arada durmak mecburiyetindesiniz. Ya ondan bir şey öğreneceksiniz, ya ona bir şey öğreteceksiniz, ya da onu yok farz edeceksiniz. Ama farklı düşüncelere sürekli maruz kalacaksınız; bunu engelleyemiyorsunuz. Bu açıdan Ekşi Sözlük, benim pek çok konuda görüşlerimi değiştirmiş ve beni olgunlaştırmıştır.

 

Mesela…

 

İlkokuldan hayata devletin ideal vatandaşı olarak başladım. Ergenliği aştıktan sonra pek çok konunun farklı izahı ve gerekçesi olabildiğini gördüm. “Neden?” sorusunu yeterince sormadığımı fark ettim. Sordukça ve yeni yanıtlarla karşılaştıkça siyasi görüşüm değişti. Mesela şu anda sosyal devlete kendimi daha yakın hissediyorum. ABD’de Bernie Sanders’a sempati besliyorum. Liberalizmin sosyal temellerden yoksun ilerleyebileceğini düşünmüyorum. Hem serbest piyasa hem sosyal temel hizmetlerin devlet tarafından garantörlüğü mümkün bence. Kanada, Danimarka gibi modern ülkeler minimum gelir gibi modeller üzerinde çalışıyorlar. ABD gibi kapitalizmin merkezi bir ülkede Sanders gibi bir adam Clinton’la başa baş mücadele ediyor. Kayda değer bir değişim.

 

Eşitlik de önemli o zaman…

 

Her konuda hak eşitliği olmalı buna inanıyorum. Bu değişim bende Ekşi Sözlük’te ufak ölçeklerde şekillendi. Eskiden yazarları nesil olarak ayırıyorduk. İlk Ekşi Sözlük yazarları birinci nesildi, ikinci sene katılanlar ikinci nesil gibi. Buradan da “nesilcilik” gibi bir hikâye oluştu. Böyle olunca da insanlar “ben ikinci nesilim” diye hava atmaya başladılar birbirlerine. Birinci olanlar, altıncı nesli kötülemeye başladılar mesela. Doğal olarak ortaya çıkmış ve aslında hiçbir anlamlı sebep sonuç ilişkisi olmayan bir ayrım durduk yere yapay bir sosyal hiyerarşi oluşturdu. Siteye önceden gelmiş ve sırf bundan dolayı daha kıymetli oluyor söylediği. Bu tarz etiketlerin, ayrımcılığın ne kadar zararlı olduğunu görme şansım oldu. Nesil kavramını kaldırdık ve bir anda kayboldu bu durum. İnsanlar doğrudan sorunun kendisine odaklanabildiler. Siteyi, 1999’da kurdum ve 2015’e kadar sitenin yöneticisiydim; yani 16 yıllık bir evrimden bahsediyoruz. Aynı süreçte siyasi görüşlerim de değişti ve şekillendi.

 

Bir yıla yakındır Amerika’dasınız. Türkiye’ye baktığınız zaman ne görüyorsunuz?

 

 

“Darbeler olmasaydı Türkiye siyaseti nasıl gelişirdi” sorusunun yanıtını bizzat tecrübe ediyoruz şimdi. Bu iyi bir şey. Şimdi toplumca kendi tercihlerimizin sonuçlarıyla yüzleşme imkanımız var. Bunu da bir bebeğin yürümeyi öğrenmesi gibi düşe kalka yapacağız. Yeter ki temel demokratik mekanizmalar yerli yerinde dursun. Türkiye’nin yaşadığı durum bu; siyasi olgunlaşma. Çözülmeleri için toplumsal irade olduğu müddetçe sıkıntıların hepsi aşılabilir.

 

GEZETECİLİK DEMOKRASİNİN DENEYİM GÜCÜDÜR

 

Hangileri mesela?

 

Güneydoğudan sadece her gün gelen ölüm haberleriyle takip edebildiğimiz çatışmalar bunun başında geliyor. Her gün şehit haberleri, sivil ölüm haberleri, metropollerdeki patlamalar. Ekonomik olarak da turizmin kriz nöbetleri iyi haberler değil.

 

Gazetecilerin hapiste olması, devletin basın organlarına el koyması bir diğer büyük sorun. Şu anda Türkiye basın özgürlüğünde neredeyse son sırada. Oysa gazetecilik, demokrasinin denetim gücü. Basın özgürlüğü yoksa, halkın sağlıklı bilgi edinmesi mümkün olmadığı gibi sağlıklı tercihler yapabilme ihtimali de kalmıyor. Halkın her türlü görüşe erişebilmesi bunların arasından teyidle ve kıyasla doğruya, hakikate ulaşabilme imkanının olması lazım.

 

Toplumca karşıt görüşe tahammülsüzlükte bir kırılım noktasına geldik artık. Ekşi Sözlük, karşıt görüşlerin bir aradalığıyla var olmuş bir mecra. Bir kuşak Ekşi Sözlük’te bunun ne kadar faydalı olabildiğini görerek yetişti. Şimdi bundan korkuyoruz, karşıt görüşle nasıl başa çıkacağımızı bilmiyoruz, o yüzden susturmayı ya da yok saymayı en iyi seçenek olarak görüyoruz.

 

TEKONOLOJİYE YETIRIM KONUSUNDA YOLUN BAŞINDAYIZ

 

Ne oldu da yeniden yurt dışına Amerika’ya gitme kararı aldın?

 

Türkiye’de teknolojik yatırım ekosistemi çok gelişmiş değil. Yatırımcımız e-ticaret dışındaki iş modelleri, Internet reklamcılığı, özgür platformlar gibi alanlara henüz yeni adım atıyor. Özgür mecra algısı Twitter ve Facebook’la yeni yeni oturuyor. Bu konuda henüz yolun başındayız. Türkiye’deki yatırımcılar daha yeni ayaklarını suya sokuyorlar. ABD’deki yatırımcı tecrübesinden istifade etme niyeti temel gerekçelerimden. Buna bağlı başka bir sebep de kalifiye insan sorunu.

 

Açar mısınız?

 

Türkiye’de kalifiye yazılım geliştirici bulma konusunda ciddi sıkıntı var. Üniversiteler arasındaki eğitim kalitesi uçurumu fazla. Çok iyi üniversiteler azınlıkta. Aralarında tutarlı bir eğitim kalitesi gözlemlemek zor. İşverenlerin sadece diplomaya bakmaları da üstüne tuz biber ekiyor. Halbuki eğitim almış olmak, kişinin o işi bildiğinin kanıtı olmuyor. Benim gibi derdi sadece o iş olup alaylı yetişenler de takdir görmüyorlar. Haliyle kalifiye eleman takdir gördüğü ülkelere gitmeye meylediyor.

 

İÇERİĞİ OLUŞTURAN ŞAHISLARDIR

 

Başka…

 

Ekşi Sözlük gibi bir mecrayı Türkiye’de işletmek yurt dışından daha zor olabiliyor. Yerel mecraların hukuki yükümlülükleri daha fazla. Yabancı firmalar daha gevşek davranma lüksüne sahip. Bu handikaplara rağmen Ekşi Sözlük’ün Türkiye’de Google, Youtube ve Facebook’tan sonra en çok takip edilen dördüncü site haline gelmesi çok büyük bir başarı. Dünyada en çok takip edilen üçyüz site içerisinde. Amerika’da böyle bir platformun sürdürülebilirliğini, bize reelde avantajlı olup olmayacağını araştırmak ve beraberinde 15 yıldır uzun süreli tatil yapmamış olmanın yorgunluğunu da atmak istedim.

 

Çok dava açıldı mı? Açılan dava sayısında son yıllarda bir artış söz konusu mu?

 

Herkesin yazabildiği mecralarda davalar çok olur ama hedefi bizzat mecra olmaz, içeriği oluşturan şahıslardır. Bu açıdan davalar bize özel ya da bize özgü değil. Özellikle Twitter, Facebook gibi mecraların Türkiye’ye girmesiyle birlikte bu konudaki devletin ve insanların anlayışı, algılayışı çok değişti. İnsanlar artık burada her görüşten insanın bulunabildiğinin farkındalar.

 

Siz bir ceza aldınız mı?

 

Aldım. Dava doğrudan benim ve 40 kişinin yazdıklarıyla ilgiliydi.

 

Ne yazmıştınız?

 

Din eleştirisi, din üzerine tartışmalar genel olarak. Hatta bazıları belli bir dinle ilgili dahi değil. Mesela felsefi bağlamda dinden azade bir “Tanrı” kavramından bahsediyorum. Ya da dinlerde ceza konusuna değiniyorum. Yargılanan 40 kişiden 38’i “kovuşturmanın ertelenmesi”ne bırakıldı. Ben ceza aldım. Hakimin bana ceza vermesinin yazılı gerekçesi “bunların yazıldığı mecrayı kurmuş olmak”. Yazdığım içerikte sorun olmadığının kanıtı da böyle bir gerekçenin karara temel teşkil etmesi oldu sanırım.

 

10 AY HAPİS CEZASI ALDIM

 

Kaç ay ceza aldınız?

 

10 ay hapis cezası. Bunda hükmün açıklamasının geri bırakılmasına karar verildi. Dolayısıyla ceza uygulanmadı. Beş yıl içinde benzer bir suç işlemezsem ceza almayacağım. İşlersem ikisi birleşecek. Bu karar beni bundan sonraki paylaşımlarımda daha dikkatli olmaya zorluyor.

 

TCK 216. MADDESİNDE SORUN VAR

 

Dava sizin yıllar önce yazmış olduğunuz içerikten. Şunu söyleyebilir miyiz bu bağlamda: Türkiye’de, özellikle hukuk, son yıllarda giderek iktidarla çok iç içe oldu? Eskiden, mesela dört beş yıl önce “söylenmiş” yahut “yazılmış” ama suç unsuru bulunmamış bazı metinler ve konuşmalar şimdikilerle birleştirilip, o zaman açılmayan davalar ve yapılmayan suçlamalar şimdi daha kolay yapılabiliyor, açılabiliyor?

 

TCK 216’da problem var. Yasa belli konularda çok kapsayıcı fakat belli konularda da yetersiz kalıyor. Dini kavramlara dair aşırı bir kapsayıcılık var ama öte yandan etnik köken açısından yetersiz. Cinsel yönelim ve cinsel kimlik konularında ise hiç kapsayıcılığı yok. Avrupa standartlarından çok uzak. Yoruma ve yanlış uygulamaya çok müsait.

 

Ekşi Sözlük’ü 1999’da kurdun. Sizin platformu pek çok kişi Twitter’la karşılaştırdı. Twitter kurucusu ABD’de yılın girişimcisi oldu, siz Türkiye’de değilsin. Bu konuda ne demek istersin?

 

Dünya çapında girişimlerle ve girişimcilerle denk görülmem çok gurur verici ama neticeye bakmak lazım. Daha az sürtünme yaşasa Ekşi Sözlük elbette daha hızlı büyüyebilirdi. Çoğu konuya fazla ihtimam göstermemiz, her ihtimali düşünerek hareket etmemiz gerekti. Öte yandan bu koşullar bizi zaman içinde daha az kırılgan hale getirdi diye düşünüyorum. Bundan 10 yıl önce verilen site kapatma kararları ile savaşıyorduk. Şimdi “sadece şu sakıncalı içeriği çıkarın” noktasına kadar geldik. İdeali bu konudaki yasal düzenlemelerin fikir ifade özgürlüğünü önceliklendirir hale gelmesi olacaktır.

 

“BAŞIMIZA İCAT ÇIKARMA”LIYIZ

 

Fikir özgülüğü ifadesi konusunda önemli bir platform Ekşi Sözlük…

 

Ekşi Sözlük fikir ifade özgürlüğünün Türkiye’de muteberleşmesi konusunda itici bir güç oldu. Karşıt görüşlerin bir arada var olmaktan gocunmadığı nadir örneklerden. Bu biraz anlayış ve zihniyet farkına bağlı. “Başımıza icat çıkarma” deriz mesela. Bu mucitliğe, inovasyona nasıl baktığımızı gösteriyor. Kendi çaresizliğini ya da başarısızlığını peşinen kabul etmek motivasyonu yok ediyor. Oysa Türkiye teknolojiye, teknolojik araçlara uzak değil. Mesela cep telefonu kullanımını çok hızlı benimsedik, bugün dünyada birinci sıradayız. İnternet kullanımı yüzde 55’leri bulmuş durumda. Teknolojiye rahatça adapte olabiliyoruz. Bu icatları başımıza biz çıkarmış olsaydık fena mı olurdu?

 

Mesela Ekşi Sözlük gibi fikir ifade özgürlüğüne sahip bir sosyal mecranın Facebook’tan beş, Twitter’dan yedi yıl önce kurulduğunu Amerikalılara anlatınca şaşırıyorlar. “Ya biz yerli arama motoru yapalım” diyenlere Cem Yılmaz’ın dediği gibi “burada yapılmışı var” demeli. Gözümüzün önündeki yeşermiş kıymetleri fark edebilmek lazım.

 

New York Üniversitesi’nden Selçuk Şirin Hoca sizi Twitter’ın öncüsü olarak gösterdi ve “Biz Türkiye’de Ekşi Sözlük gibi markalar çıkaramazsak Türkiye ara eleman yetiştiren ülke olur ve hiç bir zaman da inovasyon ekonomisinin bir parçası olamaz” dedi. Katılıyor musunuz?

 

Hocama katılıyorum. Salt teşvik programları yürüterek olacak şey değil. Komple yeniliğe ve bize aykırı ya da ters gelene olan bakış açımızı da güncellememiz gerekiyor. Teknoloji bizim geleceğimiz ve bu konuda insanların önündeki engelleri kaldırmamız gerek. Bu konudaki toplumsal engelleri de kaldıralım; bahsettiğim o ifade özgürlüğü konuları, bu konudaki hak, özgürlük ve eşitlikleri sağlamamız lazım. İnovasyon özgür düşünceden beslenir. Bu koşullar geliştirilen her türlü teknolojiye, her markaya yansıyor, onların kaderini tayin ediyor.

 

Türkiye’ye dönme planınız var mı ya da hangi koşullar değişirse dönersiniz?

 

Dönme kısmını henüz planlamadım ama bu keşif macerasından aradığımı bulamazsam dönerim elbette.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAK: MURAT AKSOY / HABERDAR
(Bu yazı dizisi Objective Araştırmacı Gazetecilik Programı'nın bursuyla gerçekleştirilmiştir) 

 


0 0 1
loading...
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    Soner Gönül19 Mayıs 2016 Perşembe 11:50 "Twittirden 7, Facebook’tan 5 sene önce kuruldu" olması gerekir kanımca..
YORUM EKLE

captcha