• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Akşener'den Erdoğan'a çağrı: Trump’ın hadsizliğini, o terör koridorunu yararak yüzüne vurmak zorundasınız

Akşener'den Erdoğan'a çağrı: Trump’ın hadsizliğini, o terör koridorunu yararak yüzüne vurmak zorundasınız
0 0

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Dün ülkemizin muhatap kılındığı küstahlık, yaşadığımız tüm tartışmalarımızın geride bırakılmasını gerekli kıldı. ABD Başkanı Trump’ın dün yaptığı açıklama, devlet aklıyla bağdaşmayan bir küstahlıktır” dedi.

8 Ekim 2019 Salı 11:39

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin grup toplantısında konuştu. ABD Başkanı Donald Trump'ın "Eğer Türkiye benim eşsiz bilgeliğim dahilinde sınır dışında sayacağım bir şey yaparsa, Türkiye'nin ekonomisini yok ederim ve mahvederim (bunu daha önce de yaptım)" tehdidine sert bir dille tepki gösteren Akşener, "Devlet aklıyla bağdaşmayan bir küstahlıktır" dedi. 

 

ABD Başkanı'na İsmet İnönü'nün, "Yarın yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır" sözleriyle seslenen Akşener, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da, "Bu hadsizliğe en net ve uygun cevap, Fırat’ın doğusuna girip terör koridorunu yarmaktır. Milletimin de bizim de beklentimiz budur. YPG/PYD/PKK’yı oradan atarak, orayı yararak, Trump’ın bu hadsiz sözlerini yüzüne vurmak zorundasınız" çağrısında bulundu.

 

Akşener'in açıklamaları ana başlıklarıyla şöyle:

 

Trump'ın tehdidine tepki

 

"Değerli dava arkadaşlarım, Başımıza musallat edilen terörle mücadele, parti farkı gözetmeksizin, hepimizin ortak hedefi olmalıdır. Bu mücadele sadece yurt içinde değil, tehdidin şekil ve kaynağına göre, yurt dışında da sürdürülmelidir. Evet biliyoruz ki, iktidar Türkiye’nin meselelerini gereken ciddiyetle, doğru biçimde yönetemiyor. Ancak, dün ülkemizin muhatap kılındığı küstahlık, farklılıklarımızı ve iç siyasette yaşadığımız tüm tartışmaları bir yana bırakmayı gerektiriyor.

 

Gün, böyle bir gündür. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump’ın, Türkiye’nin Suriye’de planladığı “Güvenli Bölge Operasyonu’yla ilgili, dün akşam yaptığı açıklama, her şeyden önce ‘Devlet ciddiyetiyle’ bağdaşmaz. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomisini ve Türk Milleti’ni tehdit etmek, açık söylüyorum, diplomatik bir rezalettir. Bu tür bir yaklaşım ve özellikle ekonomik tehditler karşısında “dostluk ve müttefiklik” kavramları ağır bir yara almıştır.

 

Açık ve net söylüyorum; İç politikada, milletimize en iyi hizmeti vermek için siyaseten rekabet etmeye devam edeceğiz. Birbirimizi en sert şekilde de eleştireceğiz. Ama bugün, bu tehditler karşısında, tek bir partimiz vardır, o da “Al Bayrak Partisi”dir. Çukurova’dan Trakya’ya, Kars’tan Edirne’ye, Samsun’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Mersin’e kadar, aziz vatanın her karışındaki aziz milletimize sesleniyorum; Hiç kimse telaş etmesin.  Türkiye bu coğrafyaya yeni taşınmadı, devlet olmayı da Harvard’da öğrenmedi.

 

Türkiye’nin devlet geleneği, dünya ülkeleriyle ilişkilerini başarıyla yürütecek güçtedir. Türkiye, ABD ile ilişkilerini de başarıyla yürütecek güce sahiptir. Türkiye ve Türkiye’nin dostları, Donald Trump’a ve ABD yönetimine bu tehditlerin manasız ve sonuçsuz kalacağını anlatacak yeterliliktedir. Bu anlayıştan yoksun olanlar, sadece bugünün değil, geleceğin de vebalini üstlenmek durumunda kalacaklardır. 

 

Erdoğan'a çağrı: Bu hadsizliğe en net cevap...

 

Buradan, büyük devlet adamı İsmet İnönü’nün ders niteliğindeki sözüyle, Sayın Trump’a sesleniyorum; Yarın yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır. Bu hep böyle olmuştur. Suyu çıkmış arkadaşlık ilişkileri, bu gerçeği değiştiremez. Sayın Erdoğan’a da bir çağrı yapıyorum; Bu hadsizliğe en net ve en uygun cevap, Fırat’ın doğusuna girip, terör koridorunu yarmaktır. Milletimizin de, bizim de beklentimiz budur."

 

Yeni Ekonomi Programı eleştirisi: Tutarsız

 

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta Damat Bakan, sadece temennilerden oluşan yeni bir ekonomi programı açıkladı. Bana 'yeni programı tek bir kelimeyle eleştirin' derseniz, 'tutarsız' derim. 'İki kelimeyle eleştirin' derseniz de, 'çok tutarsız' derim. Belli ki Damat Bakan, Türkiye’nin ekonomik dengelerinin farkında değil. Ak Parti iktidarının bizzat inşa ettiği bu ekonomik düzende, ekonomik büyümeyi enflasyon ve cari açığı arttırmadan sağlamak maalesef mümkün değil.

 

Bunun da sebebi basit: Üretimi dışa bağlı hale getirdiler.  Yani ne zaman büyümek istesek, ithalatımız artıyor ve dış ticaret açığı veriyoruz. Şimdi Damat Bakan diyor ki; 'Artık geçmiş geride kaldı ve biz bir anda hem yüksek büyüme, hem düşük enflasyon, hem de sıfır cari açığı beraber sağlayacağız.' Peki bu hangi politikalarla olacak? Onun cevabını vermiyor.

 

"Bu sene yatırımları daralan özel sektör"

 

Damat Bakan yine diyor ki; 'Önümüzdeki üç sene sonunda özel sektör yatırımları yüzde 30 artacak.' Hangi özel sektör? Bu sene yatırımları daralan özel sektör. Elde ettiği üç kuruş kârını faiz borcuna, döviz borcuna ödemek zorunda kalan özel sektör. Ak Parti iktidarında büyüyemeyen, büyüyemediği için de istihdam sağlayamayan özel sektör.

 

Damat Bakan diyor ki; 'Bu özel sektör, önümüzdeki üç senede şahlanacak ve yatırım üstüne yatırım yapacak.' Peki hangi politikalarla olacak? Damat Bey onun da cevabını vermiyor. Yani, ortada “tozpembe” hayallerden, temennilerden oluşan bir metin var ama adına program denemez. Program olması için kendi içinde tutarlı hedefleri ve bu hedeflere nasıl ulaşılacağının yol haritasının olması lazım. Bu var mı? Yok. Geçen sene Damat Bey’in açıkladığı programda var mıydı? Yine yoktu. Bir de dalga geçer gibi sözde programın sloganını 'Değişim başlıyor!' koymuşlar. Damat Bey; Değişim çoktan başladı!

 

O başlayan değişimi ben sana anlatayım. Ülkemizde 'Ekonomik kriz bizi etkiledi' diyen ailelerin oranı %72’ye çıktı Damat Bey, görüyor musun? 'Harcamalarımızı kısmaz isem, borcum döndürülemez hale gelir.' diyenlerin oranı %67’ye çıktı Damat Bey, duyuyor musun? İşimi kaybetme korkusu yaşıyorum diyenlerin oranı %44 olmuş Damat Bey, biliyor musun? Ben sana ekonominin en büyük mağdurlarını anlatayım: Kent yoksulluğu aldı başını gitti. Ocaktaki tencere artık kaynamıyor.

 

"Yarım kalmış 1 milyon hikâye!"

 

Ev kadınları, evin tüm aylık gıdasını 450-600 TL arasında bir para ile almak zorunda. Nasıl alsın? O tencere nasıl kaynasın? Ekonomik krizin en derinden vurduğu bir diğer kesim, gençlerimiz. Mağdur gençlerimiz! TÜİK verilerine göre 2019 yılında yolda gördüğün her 4 gençten 1’i işsiz! OECD ülkeleri arasında genç işsizliğinde en tepedeyiz. Türkiye’de son 5 yılda yaklaşık 1 milyon öğrenci maddi imkansızlıklar nedeniyle okullarını terk etmek zorunda kalmış. Yani yarım kalmış 1 milyon hikâye! Bunlar, her yerin okul dolduğu bir dönemde, okullarını terk etmek zorunda kalan gençler.

 

Bir tarafta üniversiteler hızla artıyor, diğer tarafta oto sanayiden başka bir seçenek gösterilmeyen gençler! Evet, hayat onlara çok haksız geliyor, adaletsiz geliyor. Şimdi soruyorum sana Damat Bey! 'Yeni Ekonomi Programın' kurtaracak mı bu gençleri? Ya emeklilerimiz? Ekonomik şartlarından dolayı evlerine hapsolmuş emeklilerimiz.

 

"Alzheimer’a mahkûm edilen emekliler..."

 

Alzheimer’a mahkûm edilen emeklilerimiz. Emekli maaşının ne olduğu belli, bu aileler nasıl geçinecek? Alzheimer’la mücadele etmek için evin dışına çıkmak, aktif yaşamak gerek. Bu insanlar nasıl çıkacak?

 

"Soruyorum Damat Bey, soruyorum!"

 

Soruyorum Damat Bey, soruyorum! Bu insanları biliyor musun? Bilmiyorsun, duymuyorsun, görmüyorsun! Çünkü, her yere saray yaptırınca, herkesi de saraydaki gibi yaşıyor sanıyorsunuz. Uçak filoları, lüks otomobiller, şatafat içinde geçen bir hayat… E tabi vatandaş ne çekiyor, duymaz, bilmez, görmezsiniz. Çünkü, mağdur gelip, mağrur oldunuz. Geçmişte Süleyman Soylu’nun dediği gibi, Numan Kurtulmuş’un dediği gibi; “Harun gibi gelip, Karun gibi zengin oldunuz.”

 

"Ekonomiyi 'düze çıkartacağım' diye açıkladığın 9’uncu paket bu; peki sonuç?"

 

Milletten koptunuz. Millete kulaklarınızı tıkadınız. Ne diyordu o meşhur oyunun şarkısında; 'lüküs hayat, lüküs hayat bak keyfine, yan gel de yat ne güzel şey, oh ne rahat yoktur eşin lüküs hayat.' Ey Damat Bakan! Şimdi çıkmışsın karşımıza Yeni Ekonomi Programı diyorsun! 2018’in son çeyreğinden beri baş aşağı giden ekonomiyi 'düze çıkartacağım' diye açıkladığın 9’uncu paket bu, 9’uncu! Peki sonuç ne? Sonucun ne olduğu, pazardaki tezgahlarda, marketteki raflarda, kasapta, manavda, hastanede, okulda, benzin istasyonlarında!

 

Sonucun ne olduğu ortada Damat Bey, ortada! Sen 'Değişim başlıyor!' diye anlatadur, değişim çoktan başladı! Çok değerli dava arkadaşlarım, Türkiye’de başlayan bu değişimin adresi İyi Parti’dir. Çünkü biz inanıyoruz ki; Güçlü Türkiye için ihtiyacımız olan her şeye sahibiz. Bu bizim Türkiye’ye bakışımız, Bu bizim Türkiye’ye olan imanımız, Siyasette duruşumuz, siyasette yürüyüşümüzdür. İstikametimiz budur.

 

Bizim güçlü bir Türkiye için hedeflerimiz var. Güçlü bir Türkiye vizyonumuz, bu yönde planlarımız, projelerimiz var. Üreten! Ürettiğinin karşılığını alan, Sokakta, çarşıda, pazarda,

 

Devletine, adaletine güven duyan, Gelecek kaygısı olmaksızın, kendinden emin yaşayan, Mutlu bir Türkiye! Umutlu bir Türkiye! Güçlü bir Türkiye! Güçlü bir Türkiye’nin temeli, hukukun üstünlüğüdür. Türk Milleti, tarih sahnesinde yol almaya başladığı günden bu yana hukukun üstünlüğüne riayet etmiş bir millettir. Hukukun üstünlüğü olmadığı yerde üstünlerin hukuku başlar.

 

"Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul düşer"

 

Zulüm budur. Afet budur. İllet de budur, zillet de budur. Nice kudretli kavmi helak eden musibet de budur. Hukukun üstünlüğü, her medeniyetin, her devletin, her toplumun ayakta kalabilmesinin temel şartıdır. Hukukun üstün olmadığı yerde, Millet, devlet, aile ve insandan söz edilemez. Hukukun üstün olmadığı yerde; Ne kimse üretir, ne de kimse ürettiğinin karşılığını alabilir. Hukukun üstün olmadığı yerde, şairin dediği gibi; 'Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul' düşer. Hukukun üstün olmadığı yerde, kanuna uygun ihale değil, ihaleye uydurulmuş kanun olur. Hukukun üstün olmadığı yerde, terörist başı TRT’ye çıkar, selam yollar, şehit anasının bağrı yanar.

 

İşte bu nedenle İyi Parti iktidarında ilk ele alınacak konu hukukun üstünlüğüdür. Sistemimizin merkezine liyakati koyacağız. Hiç kimse saraydaki tanıdığı üzerinden makamlara sahip olamayacak. Türkiye’de toplumsal düzeni liyakat üzerine inşa edeceğiz. Liyakat, adalettir. Liyakat, bu milleti, yüzyıllardır Anadolu topraklarına hâkim kılmıştır. Liyakat, Türk Medeniyeti’nin temelidir.

 

"Türkiye artık kendi bilim adamını, aydınını yetiştirme zeminini kaybetmek üzere"

 

Bugün birçok bilim adamı, akademisyen ve mühendis Türkiye dışında yaşamanın yollarını arıyor. Türkiye’de bilim yapma arzusu, Türkiye’de teknoloji geliştirme arzusu hızla ortadan kayboluyor. Üniversiteler siyasetin peşinde bölüm başkanlığı, dekanlık, rektörlük kapma yeri haline dönüşüyor. Türkiye artık kendi bilim adamını, aydınını yetiştirme zeminini kaybetmek üzere. Bunu kabul edemeyiz. Buradan bu gençlerimize sesleniyorum: Hepinize ihtiyacımız var.

 

Türkiye hepinizin elleri üzerinde yükselmek zorunda. Bunun başka bir yolu yok. Hep beraber Türk devletini ve Türk milletini güçlü kılmak mecburiyetindeyiz. Bunu birlikte başaracağız. Göreceksiniz ki, çok kısa sürede, yeni bir sabahın şafağı sökmüş olacak. 3 yıllık bir çıkış planı çerçevesinde; hepimizin arzuladığı bir ortamı Türkiye’ye hâkim kılacağız.

 

"Türkiye, varlık içinde yokluk çekiyor"

 

Türkiye, varlık içinde yokluk çekiyor. Çünkü Türkiye üretemiyor! Yıllardır uygulanan yönsüz, ufuksuz, vizyonsuz, plansız ekonomi politikalarının sonucu olarak Türkiye artık üretemiyor! İyi Parti iktidarında üreten Türkiye’yi inşa edeceğiz. Tarımda, Sanayide, Teknolojide üreten Türkiye’yi milletimizle el ele inşa edeceğiz. Bugün Türkiye’de işlenebilir tarımsal arazi 28 milyon hektar. Bu arazilerin ancak 21 milyon hektarlık kısmını ekebiliyoruz. Verimlilik açısından baktığımızda, arazilerimizin yarısını kullanamıyoruz.

 

Mesela Muş; 80 km boyunda ova.  Bir buçuk milyon dönümden fazla bir alan.  Karpuz yetişiyor, kavun yetişiyor, üzüm yetişiyor.  Hayvancılık için her şey var.  Fırat’ın kolları Murat ve Karasu burada. Ama buna rağmen Muş, kişi başı gelir bakımından sondan üçüncü. Varlık içinde yokluk derken işte tam olarak bunu kastediyorum. Bu durumu sadece Muş’un meselesi olarak görmüyoruz.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha