• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Bülent Tezcan: Cumhurbaşkanının eline satır veriyorlar

Bülent Tezcan: Cumhurbaşkanının eline satır veriyorlar
0 0

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Anayasa değişikliğine ilişkin açıklamalarda bulundu.

9 Ocak 2017 Pazartesi 14:43

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Meclis Anayasa Komisyonu Üyesi Bülent Tezcan, bugün Meclis Genel Kuruluna gelecek Anayasa değişikliğini Evrensel'den Cem Gurbetoğlu'na değerlendirdi. Anayasa değişikliği teklifinin egemenliğin yeniden saraya verilmesini amaçladığını belirten Tezcan, “Faşizmi Anayasaya yazıyorlar” dedi. AKP’nin, dünyada diktatörlüğe dönüşen Başkanlık sistemi örneklerini ele alıp, ondan da kötüsünü teklif olarak Meclise sunduğunu söyleyen Tezcan, “Demokrasiyi isteyenlerin tamamını kucaklayacak bir cephe” oluşturulması gerektiğini dile getirdi

.

Tezcan'ın Evrensel'e verdiği söyleşi:

 

Erdoğan, Cumhurbaşkanı seçildiğinden bu yana yürütmenin de başıymış gibi hareket ediyor. OHAL koşulları da düşünüldüğünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yetki kullanma konusunda bir sıkıntısı yok gibi gözüküyor. Buna rağmen Başkanlık sistemi için ısrarın sebebi sizce ne?

 

Şu an bu yetkilerin hepsini kullanıyor ama anayasaya göre kullanmıyor. Fiili duruma göre, hukuk dışı şekilde bu yetkileri kullanıyor. Cumhurbaşkanı, ona itiraz etmeyen ve destek veren Başbakan, Bakanlar Kurulu iştirak halinde anayasayı ihlal suçu işliyorlar. Şimdi bundan kurtulmaları lazım, kurtulmaları için bunu bir şekilde hukuk kılıfına sokmak gerekiyor. O yüzden de bu anayasa değişikliğiyle güçleri tek elde toplayan bir diktatörlük kurma peşindeler. Birincisi bu.

 

İkincisi; bugün siyasetin dengeleri bu fiili durumu yürütmesine imkan veriyor ama yarın vermeyebilir.

 

DAVUTOĞLU’NUN CILIZ İTİRAZI BİLE RAHATSIZ ETTİ

 

Örneğin geçmişte de, Süleyman Demirel ve Turgut Özal cumhurbaşkanı olduklarında, onlar da partilerini ve hükümeti kontrol etmek istediler. Ama sistem buna izin vermedi. Turgut Özal’a rağmen Mesut Yılmaz, Demirel’e rağmen Çiller Başbakan oldu. Bugün bu sistem işlemedi. Ama bu yarın da işlemeyeceği anlamına gelmez. Nitekim Davutoğlu’nun içerideki cılız itirazları bile rahatsız etti Cumhurbaşkanını ve parti başkanı olarak seçilmiş bir başbakanı parti içi bir operasyonla düşürdü. “Bu güvencesi olmayan bir sistemdir, o zaman bunu anayasada kendimize uygun bir sistem haline getirelim” dediler. O yüzden bu değişikliğe ihtiyaçları var. Tam da gündemden çıkardıkları anda Devlet Bahçeli hiç ummadıkları bir fırsatı altın tepside sundu. Şimdi onu değerlendirmeye çalışıyorlar.

 

Sizce neden böyle yaptı Bahçeli?

 

Kendi iç işleyişinde neyi planladı, ne oldu, bunu kestiremiyorum. Ama bir şey var Türkiye’de. Son dönemde MHP üst yönetiminin bir kesimi Türkiye’nin otoriterleşmesine katkı sağlama konusunda özel bir çaba içerisinde. Devlet Bahçeli’nin neden böyle yaptığını yalnız ben değil, en yakın çalışma arkadaşları anlamamış. Kendi genel başkan yardımcısı istifa ederken niye bunu yaptığını ben de anlamadım diyor.

 

BAHÇELİ, MHP’NİN KAPISINA KİLİT VURDU

 

Teklife Cumhurbaşkanlığı seçiminin 2019’da yapılacağına ilişkin bir geçici madde koymuşlar. Acaba (MHP yönetimi) erken seçimden mi korktu, o yüzden seçim tarihini bir güvence olarak oraya koymayı mı düşündüler, diyorum. Ama oraya koymaları da bir güvence değil, çünkü Meclisin erken seçim kararı almasına bir engel yok. İşin bir başka tarafı, bu sistem küçük partileri yok eden bir sistemdir. Siyasette çoğulculuğu yok eden bir sistemdir. Yani siyaseti iki parti ekseninde tarif eden ve bu iki parti dışındaki partilere yaşam hakkı tanımayan bir sistemdir. Bu, seçim 2019’da da olsa MHP’nin kapısına MHP’nin genel başkanı tarafından kilit vurulması demektir.

 

MHP’nin dar bir üst yönetim kadrosu bu ittifaka girmiş ise de, bu bir MHP-AKP ittifakı değil. Devlet Bahçeli-AKP ittifakı. Öyle bakmak lazım. Bu ittifaka girmişse de MHP tabanının buna sıcak bakacağını düşünmüyorum.

 

7 Haziran’daki tablo da sonuçta bir koalisyon kurulamadı. MHP’nin tutumu o günden bu yana bu şekilde miydi sizce?

 

Bilmiyorum ama şüphe uyandıran bir pozisyon olduğunu itiraf etmek lazım. Çünkü sayın Bahçeli çıktı, daha o gece yeni bir seçim tarihi verdi. Hükümet kurulması üzerine değil, kurulmaması üzerine bir siyaset geliştirdi. Hükümet kurulması krizi çözecek bir yoldu. Hükümet kurulmaması krizi derinleştirecek bir yoldu. Sayın Erdoğan da hükümet kurulmamasını ve krizin derinleşmesini istiyordu. Düşünerek yaptı yapmadı bilemem ama objektif olarak baktığınızda, o zaman da sayın Erdoğan’la aynı noktaya düşmüştü.

 

DEMOKRASİYİ VE BARIŞI ORTADAN KALDIRAN BİR KRİZ

 

Hatta biz 7 Haziran sonrası AKP ile koalisyon kurulamasa bile bir CHP azınlık hükümetine destek vermesini de istedik Bahçeli’den. Armutun sapı, üzümün çöpü diyerek destek vermemek için çeşitli bahanelerle krizin derinleşmesine katkıda bulundu.

 

Şimdi Türkiye o günkünden daha farklı ve kötü bir krize doğru gidiyor. Yani bu kriz öyle geçici bir seçim ve parlamento döneminde gelip geçecek, sonra tamir edilebilecek bir kriz değil. Şu anda derinleşen kriz Türkiye’nin demokrasisini, toplumsal barışını ortadan kaldıracak bir kriz.

 

EGEMENLİĞİ YENİDEN SARAYA VERME PROJESİ

 

Yani ‘Karşıdevrim anayasası’ derken bunu mu kastediyorsunuz...

 

Belli dönemlerini, belli uygulamalarını eleştirebilirsiniz. Ama siyasi yelpazenin neresinde olursa olsun, cumhuriyetin özgürleştirici, demokrasiyi geliştiren özünü hiç kimse reddedemez.

 

Cumhuriyet egemenliği saraydan alıp halka verme projesidir. 600 yıllık Osmanlı hakimiyetine karşı modern dünyanın birikimini de, kendi içimizdeki demokrasi mücadelesinin birikimini de alarak bir yeni projedir. Bu proje, yönü özgürlüklere ve demokrasiye dönmüş bir gemidir. Bu gemi zaman zaman sağa yatabilir, sola yatabilir, zaman zaman dalga içerisinde sarsıntıya uğrayabilir ama her zaman yönü özgürlük ve demokrasi yönünde olmuştur. Bu anayasa değişikliği, bu rotayı değiştirme projesidir. Gemiyi ters çevirip gerici bir anlayışla yeniden egemenliği halktan alıp saraya verme projesidir.

 

SORUNUN NEDENİNİ ‘ÇÖZÜM’ DİYE SUNUYORLAR

 

Peki ‘Türkiye’nin uzun yıllardır gündeminde olan sorunlar var. Kürt sorunu, laiklik, kalkınma sorunları vs... Bu rotayla, bu parlamenter sistemle bu sorunlar çözülemiyor’ eleştirisine yanıtınız ne?

 

Eğer hükümetin gerekçesini söylüyorsanız bu samimi ve doğru bir şey değil. Çünkü Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlar güçlerin dağıtılmış olmasından kaynaklanan sorunlar değil. Tam tersine, fiilen bütün yetkiler bir kişinin elinde. Gücün denetlenememesinden kaynaklanan sorunlar var. Böyle bir tabloda, ne bakanların ne başbakanın hiçbirisinin yetkisi yok. Bu, sorunun kaynağını çözüm diye göstermektir. Toplumsal uzlaşmayı sağlayacak önlemlerin alınması, toplumsal kutuplaşmanın, çatışmanın ortadan kalkması demokrasiyi ve özgürlükleri güçlendirmekten geçiyor.

 

‘CUMHURBAŞKANI’NIN ELİNE SATIR VERİYORLAR’

 

Getirilen düzenlemeye ilişkin en büyük itirazınız da yürütmeyi denetleme, frenleme mekanizmasının ortadan kaldırılmasına. Düzenlemeyi savunanlarsa parlamentoyla Cumhurbaşkanı’nın karşılıklı fesih yetkisi olmasını örnek gösteriyorlar. Giyotin sistemi diye tarif ediyorlar. Bu gerçekten yeterli bir mekanizma mı?

 

Bir kere, giyotin sistemi değil. Bize göre bunun adı ‘satır sistemi’. Cumhurbaşkanının eline satırı verip, Meclisi tek taraflı olarak feshetme yetkisini veren bir sistem. Fiilen böyle uygulanacak bir sistem.

 

Cumhurbaşkanı temsiliyet itibariyle, temsil gücü itibariyle her zaman Meclisten daha zayıf temsil gücüne sahiptir. Baraj ya da baraj etkisi nedeniyle parlamento dışında kalan partileri çıkın, Meclisin temsil gücü yüzde 80-90’ın üzerindedir. Ama Cumhurbaşkanı yüzde 51 ile seçilebilir. Hatta ikinci turda seçilirse yüzde 40’a da düşebilir. Milletin yüzde 30’uyla, 40’ıyla seçilebilecek bir cumhurbaşkanına, yüzde 90’ını temsil eden Meclisi fesih yetkisi veriyorsun. Yani egemenliğin kaynağı açısından yapılacak tarifle de uymuyor bu yöntem. Bunun tek bir hedefi olabilir otoriteyi tek bir elde toplamak. Bir kişiyi sınırsız güçlendirmek.

 

SORUŞTURMA AÇILACAĞINI ANLARSA FESHEDER

 

İkinci boyutu, Cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeden tek başına Meclisi feshedebiliyor, ama Meclisin Cumhurbaşkanını feshedebilmesi için beşte üç çoğunluğa (360 milletvekiline) ihtiyacı var. Öyle kurgulanmış ki sistem; partili cumhurbaşkanı partisi vasıtasıyla hem seçilecek milletvekillerini belirleme yetkisine sahip hem de Mecliste kendi parti grubunun başkanı olarak onu kontrol etme yetkisine sahip. Diyelim ki, 301 imzayı buldu parlamento ve ihale yolsuzluğu iddiasıyla Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılması için önerge verdi. Soruşturma açılması için önergenin 360 desteğe ihtiyacı var. Ama soruşturma açılıncaya kadar Cumhurbaşkanı Meclisi feshedebilir. Yani kendisini Yüce Divan’a sevk edebilecek bir Meclisi feshetme yetkisi veriliyor cumhurbaşkanına. Bu Meclisi yok etme projesidir. Diktatörlük... Faşizmi anayasaya yazıyorlar.

 

KÖTÜNÜN DE KÖTÜSÜ...

 

ABD, Güney Amerika ülkeleri, Sahra-altı Afrika ülkeleri. Başkanlık bu ülkelerde uygulanıyor. Getirilmek istenen sistem bu örneklere benziyor mu?

 

Yok. Hiçbirisine benzemiyor. Dünyada tek düzgün işleyen Başkanlık sistemi, ABD’nin Başkanlık sistemidir. Onun da tarihi kökleri vardır. Onun tarihi içerisinde bir federatif yapı vardır. Başkanın yetkileri sınırlıdır. Getirilmek istenen sistemin bunla hiçbir ilgisi yok. Latin Amerika’da, Sahra-altı Afrika’da diktatörlüğe evrilen sistemlere benziyor ama oralardan daha ağır bir diktatörlük yaratacak. Oraların tecrübelerini dikkate almışlar, oralarda başkanı herşeye rağmen sınırlayan hangi hükümler varsa onları da değiştirmişler. Mesela seçimlerin aynı anda yapılması bunlardan bir tanesidir.

 

Yani kötünün de kötüsü, diyorsunuz...

 

Evet, kötünün de kötüsü, bütün kötüleri toplamışlar, o bütün kötülerin içerisinde ‘bize en uygun, en kötüyü nasıl buluruz’ demişler.

 

‘DEMOKRASİ Mİ? DİKTATÖRLÜK MÜ?’

 

Görüşmeler Pazartesi başlıyor. Partiler grup kararı alamasa da parti olarak politikanız oylamada hayır demek yönünde. HDP de hayır deme yönünde tutum alıyor. Genel kurulda görüşülürken ortak bir taktik izlemek için görüşmeniz oldu mu? Olacak mı?

 

Bu bir faşist diktatörlük anayasasıdır. Biz” CHP-HDP cephesi”, “AKP-MHP cephesi” gibi hem parlamento içinde hem parlamento dışında böyle bir cephe oluşturulmasını doğru bulmuyoruz. Elimizden giden demokrasinin kendisidir. O zaman, şöyle bir cephenin oluşması gerekir: Bir tarafta demokrasiyi savunanlar, öbür tarafta diktatörlük yanlısı olanlar. Mevzilenmeyi böyle tarif ettiğimiz zaman doğru noktada durmuş oluruz. Bu AKP’ye oy verenlerin de, MHP’ye oy verenlerin de sorunu. Demokrasiyi isteyenlerin tamamını kucaklayacak bir cephe olarak bakmak lazım.

 

MİLLETVEKİLLERİNE ‘DEMOKRASİYİ ÖLDÜRMEYİN’ DEYİN

 

Çeşitli siyasi partiler, sendikalar, konfederasyonlar, meslek odaları da Başkanlık sistemine itirazlarını dile getirdiler. Peki referanduma taşınırsa teklif, bu diğer yapılar ile ortak bir kampanya ya da eşgüdüm için bir çaba olacak mı?

 

Ondan önce yapacağımız bir iş var. Parlamentoda görüşülürken bütün bu örgütlü kesimin, örgütlü toplumun parlamentoyu manevi baskı altında tutması lazım. Telefonlar, mailler, mesajlar... Demokrasiyi öldürmeyin, diye hayır oyu vermeleri gerektiği konusunda milletvekillerine baskı yapmaları lazım. Buna rağmen parlamentodan çıkarsa, bu kampanya tabi ki halkın içerisinde yürüyecektir. Orada kendiliğinden doğal ittifaklar oluşur. Bu organik olarak bir örgütlenmenin tepesinde bunu organize edecek bir yapı, ondan sonra devamında herkesin tek bir organizasyonun içinde olması mümkün değil, pratik de değil. Biz CHP olarak kampanyayı yürüteceğiz, sendikalara da gideceğiz, sendikalardan bize alan açmasını isteyeceğiz, açtığı alanda gidip orada anlatacağız, biz sendikalara alan açmamız gerekirse onlara o alanı açacağız. Herkes kendi ulaşabildiği alanda bu organizasyonu yürütecek.

 

20 TEMMUZ DARBESİNİN HUKUKU YARATILIYOR

 

20 Temmuz (OHAL’in ilanı) bir OHAL darbesidir. Bütün demokratik, devrimci, aydın, ilerici muhalif olan herkesi susturmaya dönük bir süreç yaşanıyor Türkiye’de. Bu anayasa değişikliği 20 Temmuz darbesinin hukukunu oluşturma çabasıdır. Tıpkı 12 Eylül darbecilerinin kendi anayasalarını yaparken kendi darbelerinin hukukunu oluşturmak istemeleri gibi, tıpkı 12 Mart darbecilerinin 61 Anayasasında yaptıkları değişikliklerle kendi darbelerinin hukukunu yaratmaları gibi... O yüzden OHAL şartlarında bu değişikliği yapmaktan herhangi bir rahatsızlık duymuyorlar. Darbeciler rahatsız olmazlar böyle şeylerden.

 

GEREKİRSE TEKSİR MAKİNALARIYLA...

 

Sadece havuz medyası değil, iktidarın baskı ve etkisi altındaki merkez medya, bu anayasa değişikliğinin geçmesi, geçirilmesi, toplumun buna hazırlanması konusunda talimat almış durumda. Bu bir ideolojik saldırı. Buna karşı biz de alternatif yayın imkanlarını kullanacağız, herşeye rağmen daha geniş kitlelere ulaşabilmenin kanallarını zorlayacağız. Biz demokrasiye, özgürlüklere, aydınlık bir Türkiye kurmak gerektiğine inanıyoruz. Tarihte hep şu görülmüştür ki, inanarak yürüyenler, büyük matbaa makinalarına karşı küçücük teksir makinalarıyla bastıkları bildirilerle tarihin akışını değiştirmişlerdir.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha