• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Hakim Metin Özçelik savunmasının tamamı

Hakim Metin Özçelik savunmasının tamamı
0 0

İki hakimin yargılandığı dava başladı. Hakim Özçelik savunma yaptı

30 Mayıs 2016 Pazartesi 10:26

Tutuklu bulanan iki hakim Mustafa Başer ve Metin Özçelik'in Yargıtay 16.Ceza Dairesi'nde yargılandığı dava başladı.

 

Hakim Özçelik, usule ilişkin savunmasını yaptı.

 

 

İşte Özçelik'in savunmasının bir bölümü

 

55.​ Yukarıda olaylar ve olgular kısmında ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, 2014 HSYK seçimlerini Hükümetin doğrudan organize ettiği ve üyelerinin yine Adalet Bakanlığı bünyesi altında belirlendiği YBP listesi kazanmış, bunlara ek olarak yürütme kanadından atanan ve doğal üye olan üyelerle birlikte yürütme organı HSYK’da 16/22 mutlak çoğunlukla temsil edilmektedir. Kural olarak HSYK üyeleri Anayasal güvencelere sahip olduğu için, yürütme organının bu kurula üye ataması sorun olmayabilir. Ancak uygulamalar dikkate alındığında, eğer yürütmenin talimatlarının yargı tarafından yasa dışı olarak derhal yerine getirildiği bir vakıa ise ve HSYK’ya bu hususlarda yapılan şikâyetler konusunda HSYK hiçbir işlem yapmamakta ise ve HSYK başkan ve üyeleri, yürütme organıyla aynı minvalde açıklamalar yapıp yargı mercilerini baskı altına almakta ise, bu durumda açık bir bağımsızlık sorunu olduğu ortaya çıkar. 17-25 Aralık 2013 sonrası, dönemin Başbakanı’nın yaptığı açıklamaların tamamının hemen arkasından yargının harekete geçip insanları tutuklaması, ilgili olarak, “mutlaka bu işin karşılığını görecek, öyle bırakmam onu” açıklaması sonrası Can Dündar’ın gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklanması, Beyazıt Öztürk’ün 2016 yılının ilk günlerinde yaptığı bir programa katılan bir bayanın açıklamalarına destek olarak bir bildiri yayınlayan 1118 akademisyenle ilgili olarak Cumhurbaşkanın yaptığı açıklama üzerine tüm akademisyenler hakkında derhal soruşturma başlatılıp, gözaltına almalara başlanması ve bu ve benzeri birçok konuda HSYK’nın yapılan şikâyetler konusunda hiçbir işlem yapmaması, Hâkim Metin Özçelik’in tutuklama kararının Bakırköy 4. Sulh ceza hâkimi tarafından yazılıp, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi ve bu metnin tutuklama kararıyla birebir aynı olması, karardan iki saat önce Whatsapp’ta paylaşılmasının ispatlanmasına rağmen ve şikâyete rağmen, HSYK’nın açık suç işleyen bu hâkimler hakkında aradan yaklaşık 8 ay geçmesine rağmen hiçbir işlem yapmaması, oysa Hükümetin doğrudan müdahil olduğu 17-25 Aralık 2013 yolsuzluk soruşturmaları ile Adana MIT TIR’ları soruşturmalarını yürüten yargı mensuplarını hemen meslekten ihraç etmesi gibi olgular, HSYK açısından Anayasal garantilerin hiçbir anlama gelmediğini ve uygulamada hiçbir işe yaramadığını açıkça göstermektedir. Bu nedenle mevcut yapısı ve uygulamaları nedeniyle, Yürütmenin belirlediği veya atadığı üyelerin mutlak çoğunlukta olduğu ve kararlarının neredeyse tamamını 16/22 oy çokluğuyla aldığı HSYK’nın yargıda bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerini teminat altına aldığını ve Yargıtay ve Danıştay’a seçtiği üyelerin belirlenmesinde de bu anlamda kuşkular olacağında şüphe yoktur.

 

56.​ Kaldı ki, 4 Ekim 2014 tarihinde, Başbakan Ahmet Davutoğlu, YBP temsilcilerini Başbakanlıkta kabul ederek kendilerine desteğini kamuoyuna göstermiştir. YBP temsilcileri, Başbakanlık ofisinde Başbakan ile yapılan bu toplantı sonrası,  seçilmeleri kazanmaları halinde “yürütme  organı ile uyum içinde çalışacaklarını”5, hâkim ve savcıların  maaşlarına 1000 Türk Lirası civarında zam yapılmasını sağlayacaklarını, yasal düzenleme ile disiplin affı getireceklerini, böylece 1500 civarındaki hâkim ve savcının disiplin cezalarının tamamının affedileceğini6, Yargıtay ve Danıştay üyeliklerinin sayılarını arttıracaklarını kamuoyuna deklare etmişlerdir. Bu sözlerin tamamı, yasama faaliyetini gerektirmesine ve HSYK’nın yasama yetkisi olmamasına rağmen, HSYK seçimlerine giren adaylarca çekinilmeden verilebilmiştir. Seçimlerden hemen sonra ise, bu sözlerin tamamı, yürütme organının yasama organındaki çoğunluğunu kullanarak yerine getirilmiştir. Bu da çok net bir şekilde yürütme organı ile mevcut HSYK yapısındaki YBP listesinden seçilen üyeler arasındaki bağlantıyı göstermektedir. Kaldı ki, “yürütme  organı ile uyum içinde çalışacakları” sözünü veren HSYK adayları, bunu açık şekilde göstermişlerdir. Örneğin, bu davada yargılanan hâkimler Metin Özçelik ile Mustafa Başer’in verdikleri kararlar sonrası açıklama yapan yürütme mensuplarının açıklamalarının ilerisine giden ve hâkimleri ve yargıyı bir bütün olarak tehdit anlamına gelebilecek açıklamalar HSYK 1 ve 2. Dairesi Başkanları tarafından kamuoyuna açıklanmıştır. Yine HSYK Genel Kurulu tarafından seçilen Genel Sekreter, yargıyı bir bütün olarak tehdit etmiş (ki bu bir suçtur – Prof. Sami Selçuk), buna rağmen HSYK bu kamu görevlisi hakkında hiçbir işlem yapmadığı gibi, görevden de almamıştır. Tüm bu anlatılanlar, HSYK’nın Anayasal garantilere rağmen, bize göre yürütme organının kontrolünde olduğunu açıkça göstermektedir.

 

57.​ Bu değerlendirmeyi en açık kanıtlayan ifadeyi Sayın Başbakan kullanmıştır. Hükümetin darbe olarak nitelendirdiği 17-25 Aralık 2013 tarihli yolsuzluk soruşturmalarında görev alan bir hâkim ile dört savcı 12.05.2015 tarihinde meslekten ihraç edilmiştir. 13.05.2015 tarihinde ise, Başbakan Ahmet Davutoğlu, hâkimlik ve savcılık mesleğinden ihraç olayını kast ederek, “17-25 Aralık’ı sahiplerine iade ettik” açıklamasında bulunmuştur. Bu açıklama, esasında kararı yürütme organı aldı; HYSK’ya da uygulattı anlamından başka bir anlama gelmemekte olduğu görülmektedir.

 

58.​ HSYK’nın yürütme organına fiilen bağlı çalıştığının Yargıtay 16. Ceza Dairesinin bağımsızlığı açısından nasıl bir etkisi olduğu akla gelen ilk soru olacaktır. Yukarıda olaylar ve olgular kısmında detaylı olarak açıklandığı gibi, Yargıtay’a 2014 yılı sonunda seçilen 144 üyenin tamamı, 12 Ekim 2014 tarihli HSYK seçimlerinde YBP listesindeki adayların seçimi kazanması için çalışmış üyelerdir. Bu üyeler, büyük bir ihtimalle, kendilerine verilen Yargıtay üyeliği sözü nedeniyle bu çalışmaları yapmışlar ve seçim sonucunda da mükâfatlandırılmışlardır. Bu durumu yargıyı uzaktan yakından takip eden herkes bilmektedir. YBP’nin doğrudan yürütme tarafından organize edilip, adaylarının yine yürütme tarafından belirlendiğini, desteklendiğini yukarıdaki somut bulgular açıkça göstermektedir. Yine 144 yeni üyenin Yargıtay’da göreve başlamasından sonra yapılan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu da Hükümete yakın üyelerden oluşmuştur. Bu kurul, yeni seçilen ve YBP’ye çalışmış 144 üye arasından 10 üyeyi 16. Ceza Dairesi’ne atamıştır. Diğer bir ifade ile, arkasında organizatör olarak yürütme organının bulunduğu YBP listesinden adayların seçildiği HSYK’nın seçtiği 144 üye arasından, Hükümete yakın yeni Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun (Eğer Hükümete yakın olmadığı iddia ediliyorsa, 5 ay önce belirlenmiş ve 2 yıllık görev süresi dolmamış yeni Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu neden değiştirilmek istenmiştir?) belirlediği 10 üyenin Hükümetle en hafif ifade ile “uyumlu çalışan” yargı mensupları oldukları konusunda somutlaşmış yeterli şüphe bulunmaktadır.

 

59.​ Yargı alanında son iki yılda yapılanları değerlendiren ve Venedik Komisyonu’nun eski üyesi olan Prof. Dr. Ergun Özbudun, İstanbul Taksim Elit World Hotel’de Özgürlük Araştırma Derneği tarafından 15.10.2015 tarihinde organize edilen Hukuk Devleti Konferansı’nda şu açıklamaları yapmıştır: “Son yıllarda demokrasimizin en büyük yara aldığı alan yargı, yargı bağımsızlığı ve hukuk devletidir. … Yargı alanındaki gerilemeyi, bozulmayı esas tetikleyen olay da 17-25 Aralık soruşturması olmuştur. Bunu örtbas etmek amacıyla çıkarılan bir dizi kanun, netice itibariyle yargı bağımsızlığını sıfırlamıştır. İlk hamle olarak da adli kolluk kanunlarının değiştirilmesidir. Sonra malum HSYK kanunu ve yaraların en büyüğünü açtığına kani olduğum sulh ceza hâkimlerini kuran kanun. … Nihayet iki yüksek mahkemenin yapılarını iktidar lehine değiştirme amacını güden kanun ve düzenleme tamamen bu mahkemeleri kendi yandaşlarıyla doldurma amacını gütmüştür. Öyle görünüyor ki bunu da başarmıştır. Bunlarla birlikte, yargı organının zaptı ya da bağımlı bir yargı organı yaratılması teşebbüsünün büyük bir ölçüde başarıya ulaştığı söylenebilir. HSYK seçimlerinde bu görülmüştür. Hükümetin lojistik destek verdiği grup, (13 Ekim 2013 tarihli HSYK) seçim sürecinde amacını yasama ve yürütme ile uyumlu çalışma olarak açıkça itiraf etmiştir. Benim bildiğim yargının görevi yasama ve yürütme ile uyumlu çalışmak değil, onları denetlemektir. Böylece, kısmi bir Anayasa Mahkemesi dışında yargıyı zapt etme süreci tamamlanmış gibi görülüyor”.

 

60.​ Tüm bu belirtilenler ve yukarıda olaylar ve olgular kısmında daha detaylı olarak ifade edilen somut olgular birlikte değerlendirildiğinde, hâkimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’i yargılayan Yargıtay yeni 16. Ceza Dairesi üyelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığı veya en azından yargılanan kişilerin gözünde “bağımsız ve tarafsız görünmelerinin imkânsız olduğu” açıktır. AİHM bir mahkemenin bağımsız olup olmaması hususunda, somut bazı olgulara dayanılması kaydıyla, sanığın algılarının da önemli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Somut olayda, yukarıda yazılan somut olgular ve bu davanın arkasında doğrudan yürütme organının olması dikkate alındığında, son derece fazla somut bulgunun olduğunda kuşku yoktur. Hükümetin organize ettiği YBP listesine çalışan yargı mensupları, Hükümetin kontrolündeki HSYK tarafından Yargıtay üyesi seçilmiş, Hükümetin iki kez yasa değiştirip kontrolü ele geçirdiği Yargıtay yönetimi bu üyeleri 16. CD üyeliğine atanmış ve bu üyeler Hükümete karşı darbeye teşebbüs suçlamasını, hem de kurulduğu tarihten önceki bir suçlamayı yargılamaktadır. Bunlardan daha açık somut bulgu mu olur?

 

61.​ Kaldı ki, kanunla önceden kurulmuş mahkeme ilkesine uygun olmayan, doğrudan Hükümet tarafından belirli türdeki suçları yargılamak üzere özel olarak kurulmuş bir yargı organının bağımsız ve tarafsız olmadığı konusunda yeterince şüphe zaten bulunmaktadır.

 

62.​ Tüm bu nedenlerle, davanın karşı tarafının doğrudan yürütme organı olduğu bu davanın arkasında doğrudan Hükümetin bulunduğu ve Yargıtay 16. Ceza Dairesi üyelerinin tamamının Hükümetin belirlediği veya atadığı HSYK üyelerince seçildiği, kendilerinin de 12 Ekim 2014 tarihinde Hükümet listesinin (YBP) HSYK seçimlerini kazanması için seçim çalışması yaptığı, Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun iki yasa değişikliği sonrası ancak Hükümet kontrolüne geçtiği ve bu üyelerin 16. CD üyeliğine bu kurul tarafından atandığı olguları birlikte dikkate alındığında, 16. Ceza Dairesi üyelerinin hâkimler Metin Özçelik ve Mustafa Başer’in darbe teşebbüsüyle suçlandığı bu yargılamada tarafsız ve bağımsız olmaları veya en azından tarafsız ve bağımsız görünmeleri imkânsızdır. Oysa AİHM’nin birçok kararına göre, bir mahkeme, bağımsızlık ve tarafsızlık hususlarında özellikle sanıklara karşı güven sunmak zorundadır. Dolayısıyla, söz konusu Daire üyelerinin bu yargılamadan çekilmelerini saygıyla talep ederiz.

 

Sonuç ve Netice-i Talep: Yukarıda gerekçeleri açıklanmış olan taleplerin kabul edilerek, gereklerinin yapılması saygıyla talep olunur.

1 www.cumhuriyet.com.tr/.../AKP_demokrasisi___Kazanirsak_mesru__kaybedersek_gayrimesru_.html
2 Oysa Prof. Dr. Ergün Özbudun’un belirttiği gibi, yargının birincil görevi yürütme ile uyumlu çalışmak değil, bizzat yürütmenin eylem ve işlemlerini hukuken denetlemektir.
3 www.memurlar.net/haber/482227// - www.yenisafak.com/roportaj/hedefimiz-yargiya-guven-691592.
4 Yukarıda belirtildiği gibi, bu değerlendirme hukuken de doğru olmayıp, Venedik Komisyonu dahi hâkimlerin, verdikleri kararlar konusunda, ulusal hukukun bu hususta kendilerine yetki verdiğini ifade etmek zorunda kalmıştır.
5 Oysa yargının birincil görevi yürütme ile uyumlu çalışmak değil, bizzat yürütmeyi denetlemektir (Prof. Dr. Ergün Özbudun).
6 www.memurlar.net/haber/482227// - www.yenisafak.com/roportaj/hedefimiz-yargiya-guven-691592.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha