• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

HDP'den 'AVM'lere gitmeyin' çağrısı

HDP'den 'AVM'lere gitmeyin' çağrısı
0 0

Koronavirüs salgını sonrası konulan kısıtlamalar dünyanın birçok ülkesinde kaldırılmaya başladı. Türkiye'de alışveriş merkezleri de (AVM) pazartesiden itibaren açıldı.

12 Mayıs 2020 Salı 17:45

Bilim Kurulu üyesi Prof. Alpay Azap, "Çok zorunda kalmazsam alışveriş merkezine gitmem" dedi.

 

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Tevfik Özlü de yaptığı uyarıda, "Zorunlu durum olmadıkça yapay havalandırmanın olduğu mekanlara gitmemeyi tercih ederim" sözlerini sarf etmişti.

 

Benzer bir uyarı da Halkların Demokratik Partisi'nden (HDP) geldi. HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “AKP bu tedbirleri alırken, yurttaşların canını, sağlığını, hastalıkla mücadelesini hiçbir şekilde düşünmüyor” diyerek, AVM’lere gitmeyin çağrısında bulundu.

 

Beştaş, partisinin Diyarbakır il binasında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Korona gündeminin katmerlenerek sorunlarıyla, çözüm yollarıyla büyük bir tartışmaya sebebiyet vermeye devam ettiğini belirten Beştaş, yüzlerce yurttaşın bu hastalığın pençesinde can çekiştiğini söyledi.

 

Sağlık Bakanlığı’nın hastalık bulaşan yakın çevresini karantinaya aldığı başarıya dair yazılıp çizilenlerin sıradan bir yurttaşın anlattıklarıyla bir anda yalan olduğuna değinen Beştaş, “Çünkü eğer güvenceli bir işte çalışıyorsanız koronaya yakalanırsanız ve yakın çevreniz korunma altına alınmaz ise korodan kurtulma şansınız yok. Koronadan nasıl korunursunuz; bağışıklık sisteminiz güçlü ise yaşayabilirsiniz. Değilse yaşamınızı yitirirsiniz bakanlığın istatistiklerinde sadece bir veri olursunuz. Hatta veri bile olmayabilirsiniz. Vefat nedeni olarak başka bir hastalık sisteme girilir ve korona verileri böylece yerle bir edilmeye, gerçekler saptırılmaya devam eder” dedi.

 

Koronadan yaşamını yitirenlerin sayısının gizlendiğini ifade eden Beştaş, korona ile mücadelede şeffaflık sağlanmadığını, bilgilerin gizlendiğini, vefat sebeplerinin yanlış yazıldığını ve Bilim Kurulu’nun ise ne dediğinin anlaşılmadığını kaydetti.

 

Bilim Kurulu’na çağrı yapan Beştaş, “Bilim Kurulu üyeleri dün TV’lerde, ‘AVM’lere gitmeyeceğiz’ dediler. Bilim Kurulu üyeleri alınan kararların yanlışlığını söylüyorlar. Peki Erdoğan çıkıp Bakanlar Kurulu toplantısından sonra hangi ölçüyle bu açıklamaları yapıyor. Neye dayanarak AVM'leri açtıklarını, sokağa çıkma yasaklarını kaç gün uygulayacaklarını ve sınırlarını ifade edebiliyor. Biz Bilim Kurulu üyelerine seslenmek istiyoruz; iktidar partisi ve cumhurbaşkanına seslenerek yanıt alamayacağımızı öğrendik. Bilim Kurulu üyelerinin de bu konuda büyük sorumluluğu var. Derli toplu kamuoyuna, Türkiye yurttaşlarına, 82 milyona Covid-19 ile mücadelede ne önerdiklerini bir an önce açıklamalıdırlar. Farklı farklı açıklamalarla halkın sadece kafası karışıyor ve kendine dair alması gereken tedbirleri alamıyor. Can kayıpları ve bulaşı almış başını gidiyor. Bilim Kurulu’nun bu konuda birincil derecede bilim insanı sorumluluğu ile bu açıklamaları yapması gerekiyor. Bilim Kurulu üyesinin ‘ben AVM’ye gitmiyorum’ dediği bir ortamda, yurttaşların gitmesine yol verilmesi ne anlama geliyor bunu kamuoyu takdirine bakıyoruz” ifadesinde bulundu.

 

AVM’lerin açılma kararının Covid-19 ile mücadelede yapılması gereken son işlem olduğunu vurgulayan Beştaş, “Covid-19 ile Neden AKP AVM’leri önce açtı. Çünkü AKP bir AVM partisidir. İstanbul'da deprem toplanma alanlarına AVM yapan zihniyetin halk sağlığı ile ne kadar ilgili olduğunu gayet iyi biliyoruz. Deprem toplanma alanlarına AVM diken bir iktidar anlayışından bahsediyoruz. Şimdi salgını yaygınlaştıracak adımlara öncelik veriliyor. AVM partisi olan AKP bu tedbirleri alırken, yurttaşların canını, sağlığını, hastalıkla mücadelesini hiç bir şekilde düşünmüyor. Restoran, oyun yerleri gibi yerlerin açılması da tabi ki yanlış bunca emek verildi. Sağlık emekçileri canlarını ortaya koydu. İnsanlar aç kaldı, çocuklar okullara gitmedi, eğitimde binlerce sorun yaşandı şimdi ilk iş olarak AVM’ler açıldı. O zaman sormazlar mı insana bu güne değin 2 aydır bizler, yurttaşlar neye göğüs gerdik, bunca çile neden çekildi” sözleri ile tepkisini dile getirdi.

 

“Bilim İnsanları ve uzmanlar 2’nci ve hatta 3’üncü dalganın güçlü şekilde geldiği uyarısını yapıyorlar” hatırlatmasını yapan Beştaş, “Böyle bir ortamda bilimin sesi neden kısılıyor. Diğer ülkelerdeki yanlış uygulamalardan neden gerekli ders çıkarılmıyor. İktidar aklı sıra baş aşağı giden ekonomiyi canlandırmak için bunları yapıyor. Ama sonuçta biz gizleme, şeffaf olmama vatandaşın aleyhine çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Öyle berbat yönetiyorlar ki bu ülkeyi, hiç bir yalan bu berbat düzeni örtemeyecek. Sizin yalanlarını bu berbatlık karşısında küçük kalacak. İnsanlar evlerine ekmek götüremiyorsa, aç yatıyorsa, çocukları açsa sizin yalanlarınızı dinleyecek mecali kalmamıştır. Size kim neden inansın” diye belirtti.

 

Yurttaşlara seslenen Beştaş, “AVM'lere gitmeyin” çağrısında bulundu. AVM’lerde çalışanlar da dahil büyük bir riskle yüz yüze kaldıklarını söyleyen Beştaş, AVM’lere gitmeyerek iktidarın politikasını boşa çıkaracaklarını ve halkın kendi sağlığını koruyabileceğini kaydetti.

 

65 yaş üstü insanların 4 saatliğine sokağa çıkmasına izin verilmesi ile birlikte İzmir Tire'de 83 yaşındaki Kadir Kaya’nın ayakkabı boyası sandığıyla sokağa çıktığı görüntüsünü hatırlatan Beştaş, Kaya’nın günlerdir dışarı çıkamadığını, kendisine verilen 4 saatlik zaman içinde de ayakkabı boyayarak ekmek parasını kazanmaya çalıştığını dile getirdi. Beştaş, bu görüntünün açlıkla mücadele resmi olduğunu söyledi.

 

Beştaş, bu AKP iktidarının yurttaşlarda yarattığı travmanın, açlığın, yoksulluğun resmi olduğunu belirterek, konuşmasına şöyle devam etti:

 

“Milyonlarca insan açlıkla mücadele ediyor. Ekonomiden sorumlu bakan, damat göreve geldiği günden beri ekonomiyi batırdı. Bu sefer de başka bir damat sahneye çıkarılarak ürettiği SİHA’ların pazarlamasını yapıyor. İnsanlar aç, işsiz, güvencesiz yarınlarından umutsuz ama iktidar çıkmış ürettiği mermilerin, SİHA’ların tanıtımını yapıyor.  ‘Bir mermi kaç para biliyor musunuz?’ diyen bir zihniyet, halka maske dağıtamaz. İş aş da veremez. Çünkü onun derdi iş aş değil, mermi, silah, İHA ve SİHA politikasıdır.”  

 

İktidar ve yandaşlarının salgını fırsata çevirdiğini ve her gün kazandığı ifade eden Beştaş, “İşçi ve emekçinin her gün kaybettiği düzen AKP düzenidir. Rant düzenidir. Yoksulluk, yolsuzluk düzenidir. Bu düzen öldüren süründüren bir düzendir. Geleceksiz umutsuz bırakan bir düzendir. Salgının derinleştirdiği ekonomik kriz Kürdistan illerinde 3 kat daha ağır yaşanıyor. Mevsimlik tarım işçileri turizm işçileri hep bölge insanıydı metropollerde çalışan Kürtler kendi illerine, yaşadıkları yerlere döndüler. Kürt kentlerinde dışarıya giden yaklaşık 60-80 bin mevsimlik işçinin 50 -80 bin turizm işçisinin, 100 binden fazla inşaat işçisinin de bölgedeki işsizliklere dahil olduğu bir dönem yaşıyoruz. Sadece Kürt illerinde yaşayanlar açısından salgın ile birlikte işsizlik 1,5 milyona yükseldi. Türkiye’nin iki bölgesinde toplam işsizliğin 3/1 olması adaletsizliktir. Bunu kabul etmemiz mümkün değildir bunun için acil önlemler devreye sokulmalıdır” dedi.

 

İşsizlik ve yoksulluğun salgın ile birlikte derinleştiğini, bu nedenle ekonominin güçlendirilmesi ve yerel yönetimlere daha fazla yetki verilmesi ihtiyacının ortaya çıktığını kaydeden Beştaş, “Dün AKP sözcüsü Ömer Çelik çıkıp demokrasinin namusundan bahsediyor. Namus kavramını ilke olarak kullanmayan biriyim. Çünkü namus kadınla eşleştirilen kadın cinayetlerine malzeme olan ve bu konuda çok yanlış değerlendirilen bir kavram olması sebebiyle ama ilk kez kullanacağım. Ömer Çelik’e atıfta bulunacağım. Demokrasi namusu kayyım atamak mıdır? Demokrasi namusu sandıktan çıkan onlarca belediye başkanını tutuklamak mıdır? Halkın irademdir dediği milletvekillerini, temsilcilerini, yöneticilerini partilisini saldırı altında bırakmak mıdır? Bize demokrasi namusundan bahsetmeyin siz demokrasiyi, hukuk devletini bitirdiniz, adaleti yerle bir ettiniz insan bu kavramı kullanırken biraz yüzü kızarır. Biraz yaptıklarını düşünür. Dün dinlerken tüylerim diken diken oldu. Kendileri daha önce 102 belediyeden 96’sına şimdi sadece 22 belediyemiz kaldı, 6sına ihraçlarla diğerlerine hiçbir sebep yokken kayyım atanmışken hala Selçuk Mızraklı Kayseri Cezaevi’nde iken, kimse bize demokrasi namusundan bahsetmesin” diye belirtti.

 

Beştaş, çöken ekonomiye karşı parti olarak önerilerini şöyle sıraladı:

 

“Bir an önce yayla-mezra yasaklarının kaldırılması gerekiyor. Tarım hayvancılığın reel olarak da desteklenmesi lazım. Borçlu olan işletmelerin borçlarının; vergi prim ve banka faizsiz olarak yeniden düzenlenmesi lazım. Kürdistan’da reel üretim yapan işletmelerin destek ve teşviklerinin kayıtlı istihdam şartlarına bağlanması gerekiyor. Bölgede ekonomiyi düzeltmek için acil önlemler alınmalıdır. Kadın işsizliğinin önlenmesi temel olgu olarak gündeme alınmalıdır. Finansman desteklerinin önüne geçilmesinin ve kadın işsizliğinin önlenmesi temel olgu olarak gündeme alınmalıdır.

 

Salgın öncesi bölgede kadın işsizliği yüzde 43 idi bu salgınla birlikte kadın işsizliğinin yüzde 65-70 bandına çıktığını tahmin ediyoruz. Bu konuda acil önlemler alınmalıdır. Esnafların durumu çok korkunç bir tabloda karşımıza çıkıyor. Bölgede 100 bin civarında esnaf olumsuz etkilendi. Esnaflar için hemen sicil affı yapılmalıdır ve kira yardımı, faaliyetini durduran işletmelerin kiraları devlet tarafından karşılanmalıdır. Sınır kapıları bir an önce açılmalıdır. Hem bölgede Kürdistan yönetimi hem de Rojava ve sınırındaki kapılar açılmalıdır, ticaret serbest hale getirilmelidir. SGK ve vergi borçları silinmelidir.”

 

Kürt illeri dışında doğu Karadeniz’de de tarım işçilerinin, çiftçilerin zorluklar yaşadıklarını kaydeden Beştaş, “Rize Trabzon Artvin ve Giresun’da 200 bin üretici çay tarımının en aktif unsurlarını oluşturmakta ve çay işletmeleri genel müdürlüğü ve özel çay fabrikalarında çalışan işçiler ile mevsimlik işçiler hesaplandığında Türkiye’de çay üretiminden geçiminin sağlayanların sayısı 2 milyonu geçiyor. Çayın tarlada kalmaması için Mayıs ayı başında hasada başlayıp tüm işlemlerin hızlıca yapmak durumunda olan üretici ve işçiler oldukça zor bir dönem geçiriyorlar. Her ne kadar tarım işçileri sokağa çıkma yasağından muaf tutulmuşsa da işçilerin hala sağlık taramasından geçirilmiş olması son derece vahimdir. Bu şartlar altında çalışan tarım işçilerinin hakkında hiç bir önlem alınmaması bir yana Çay taban fiyatlarının hala açıklanmaması da üretimi ciddi bir sıkıntıya sokmaktadır. Birleşmiş milletler Dünya Gıda ve Tarım Örgütü bu yılın verimli geçeceğini düşünmesine rağmen korona virüse karşı alınan önlemler karşısında kimi ülkelerde üretim ve gıda sıkıntısı yaşanabileceğinin uyarısında bulunmuşlardır. Aydın’da çilek üreticilerinin, Karadeniz’de de fındık üreticilerinin benzer sorunlarla karşı karşıya olduğunu biliyoruz. Dış ilişkilerde yaşanan çeşitli krizler sebebiyle sebze ve meyve üreticilerinin de büyük zararlarla karşı karşıya kaldığını not etmek istiyorum” dedi.

 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta sonu inşaat işçilerini ziyareti ile ilgili yansıyan fotoğraflara da değinen Beştaş, bu fotoğraf için, “devlet ile iktidarın halk ile arasındaki mesafeyi ve uçurumu anlatıyor” olarak yorumladı. Beştaş, “Aslında bu sınıfsal farkı bu uçurumun ne kadar büyük olduğunu ortaya koydu. İşçiler 200 metre uzakta karınca gibi, AKP Genel Başkanı karşısında diziliyor, sosyal mesafe yok, önlem yok, işçiler ölüme terk edilmiş ama Erdoğan en korunaklı yerde yaverleri ile birlikte duruyor, halka reva görülen yaklaşımı halka bir kez daha ilan ettiler. Yurttaş, işçi, emekçi ölebilir ama iktidar yaşasın insanlar ölsün ki iktidar ve devlet yaşasın. Düzenlerinin adı tam da budur” diye konuştu. 

 

“AKP koronavirüsü sevdi” diyen Beştaş, “Çünkü herkes evde sosyal mesafe kurallarına uyuyor. Sosyal medyada 'dolar' demek suç, eleştirmek suç, muhaliflerin ensesinde sürekli savcılar soruşturmalar açıyorlar. Bir de İçişleri Bakanlığı var tabi, Sağlık Bakanlığı gibi düzenli çetele paylaşıyor. Kimin hakkında soruşturma açtığının çetelesini düzenli bir şekilde paylaşıyor” şeklinde konuştu.

 

Cezaevlerindeki salgın artışının AKP’nin umurunda olmadığını dile getiren Beştaş, “Emrullah Efendi’nin ‘şu mektepler olmasaydı ben bu maarifi ne güzel idare ederdim’ sözü adeta hükümetin kulağına küpe olmuş. Mahkemeler çalışmıyor, okullar bomboş sağlık ve İçişleri Bakanlığı dışında çalışan yok. Onlar da meydan boş diye gönüllerince çalışıyorlar. Virüsten nemalanıp başarı hikayeleri üretiyorlar, oh ne ala memleket” dedi.

 

Sevda Noyan’ın tartışma yaratan konuşmasını eleştiren Beştaş, “AKP’nin yayın organı olan TV kanalına çıkarılan biri IŞİD gibi ölüm listelerinde bahsediyor. Oturduğu sitede 50 kişiyi nasıl öldüreceğinin planlarını kamuoyuna açıkladı. Savaş çağrısıydı. Bu sözlere program yapımcısı da çanak tutuyor, karşı çıkmıyor, nefret söylemi sonuna kadar kullanılıyor. Örgütlü kötülük ve örgütlü nefretin ekranlara ne kadar vahim yansıdığını gördük. 83 yaşındaki insan Facebook'ta paylaşım yaptı diye evinden gözaltına alınıyor ama 50 kişi için ölüm listesi yapan kişi için hala bir adım atılmış değil. Ama '50 kişiyi götürürüz' diyen iktidar yandaşına dokunulmuyor. RTÜK'e yaptığımız başvuruya hala yanıt yok. Tıpkı ‘barış akademisyenlerinin kanıyla yıkanırız’ diyen zat Sedat Peker hakkında takipsizlik kararı verilmesi gibi” ifadesini kullandı.

 

Beştaş, Noyan hakkında işlem yapılmamasını eleştirerek, şunları söyledi:

 

“HDP milletvekilleri hakkında ne savaş ne salgın dinlenmezken, fezlekeler yağmur gibi yağarken '50 kişiyi öldürürüm' diyen kişinin kılına dokunulmadı. Bu Erdoğan ve iktidar yandaşlığının ne kadar büyük bir lüks olduğunu, dokunulmaz olduğunu ortaya koydu. Erdoğan salgın sürecinde normalleşmeye geçeceğiz diyor ama kendisinin kullandığı dil ve üslup normalleşmedi. Hala TV’lerde halkı ve diğer partileri tehdit etmeye devam ediyor.”

 

İktidarın darbe tehdidi ile mağduriyet üreterek siyasi rant devşirmeye çalıştıklarını ifade eden Beştaş, “Darbe ihtimalinden söz ediyor, çok ilginç bir ihtimal. Bütün devlet aygıtları onun elinde, kim kimin için darbe planlıyor bunu açıklamıyor. Günlerdir 'darbe planı yapılıyor' diyorlar ama Genelkurmayı, Milli Savunma Bakanlığı, iç-dış örgütü ile her şey AKP'nin elinde. Yaprak kımıldasa haberi olan AKP, evinden facebook paylaşımı yaptı diye camından konvoya laf söyledi diye gözaltına alınan AKP millete şunu yutturmaya çalışıyor; 'ben mağdur ve masumum bana karşı darbe tehdidi var beni desteklemekten vazgeçmeyin'. Bunlar geçmişte kaldı sizin mağduriyetiniz de mazlumluğunuz da bitti. Siz zalim bir iktidar olarak yolunuza devam ediyorsunuz. Bu nedenle darbe tehdidi ile mağduriyet üreterek siyasi rant devşirmeye çalıştıklarını herkes bilmelidir. Kendisi darbe pratiğini sürdürmeye devam ediyor. Barolara, odalara müdahale hazırlığı tam da darbe uygulamasıdır. Medya sosyal medyaya yönelik engellemeler tam da darbe pratiğidir Meclis’i çalıştırmamak darbe uygulamasıdır, bizler Mecliste değiliz çünkü Meclis AKP tarafından kapatıldı. Halbuki en çok Meclis'in çalışması gereken dönem bu dönemdir. İşçiler, sağlık emekçileri çalışırken, halk açlıkla mücadele için sokaktayken milletvekilleri neden evde? Bunu sormaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü Parlamento'nun kapatılması darbe dinamiğinin devam ettirilmesi ve tek başlarına ülkeyi yönetme amacının başka bir yansımasıdır” şeklinde konuştu.

 

Mardin’in Nusaybin ilçesindeki bir çocuğun polis şiddetine maruz kaldığı görüntülere de değinen Beştaş, “Nusaybin'de bir polis, çocukları silahla kovaladı. İnanılmaz görüntü. Efendim, havaya ateş açıyormuş. Bunların hepsini yaşadık. Adana’da bir çocuğu havaya ateş açarken kalbinden vurdular. Bunu da 'havaya ateş açıyoruz' diye açıkladılar. Nusaybin'de de görüntüler medyaya yansıdıktan sonra kaymakam efendi 'görevden aldık' dedi. Peki 15 gün boyunca neredeydin? Görüntüler medyaya yansımasa ne yapacaktın? Üstelik taş attıklarını söyleyerek polisi haklı çıkarmıyor musun? Bütün bunların sorumlusu Süleyman Soylu’dur. Kendisi talimat vererek, cezasızlık politikası ile kolluğun halka, çocuklara, yurttaşlara yönelik şiddet politikasının devam etmesine neden oluyor. Bunun tek bir adım gerisinde durmayıp adım adım takip edeceğiz bu uygulamaları. Teşhir etmeye, bu uygulamaların birinci derece sorumlusu olduklarını tüm dünyayla paylaşmaya devam edeceğiz. Biz çocuklarımızın yanındayız. O çocuklara, hiçbir çocuğa hiç kimse bu şekilde el kaldıramaz. Vekillerimiz aileyi ziyaret etti, umarız çocuğun yaşadığı travma sona erer. Yaşamını yitiren Ceylan Önkol'dan, Uğur Kaymaz'a, Nihat Kazanhan’a bütün isimleri saygıyla anıyorum. Bizi affetmesinler. Onların ölümünü engelleyemedik. Bu görevimizdir. Bu konuda sonuna kadar mücadele edeceğimizi ifade etmek istiyorum” dedi.

 

Son günlerde artan mezar saldırılarına ilişkin de konuşan Beştaş, “Aralıksız bir konseptin parçası olarak saldırılar yapılıyor” dedi. Beştaş, “Korona bahanesiyle, dikkatler korona salgınına çevrilmişken Kürt çocuklarının mezarları tahrip edilmeye, yıkılmaya devam ediliyor, ailelerin canından can almaya devam ediliyor. Sanırım en son dün Bingöl'de yaşandı, birçok ilde mezarlıklara yönelik saldırılar devam ediyor. Bu konuda ne söylesek eksik kalır. Ne hukuk ne inanç ne etik hiç bir konu bu saldırıları izah etmeye yetmiyor. Çünkü ölen bir insanın üzerinden hüküm kalkar. Canlılarla mücadele eden bir iktidar yaşamını yitirdikten sonra da insanlardan vazgeçmiyor, ailelerinden vazgeçmiyor. Yerin altında rahat uyumalarına izin verilmiyor. Yok efendim neymiş; mezar taşlarında x-q-w harfleri varmış. Bunlar bahane. Bu Kürt düşmanlığının başka bir şekilde yürütülmesidir. Kürt düşmanlığı artık sınır tanımıyor. Ve Kürtler bu iktidarın düşmanlığını çok iyi anladı. Mezarlar, ölü bedenler annelerimizin, bizlerin, bu halkın en hassas noktalarıdır. Buraya basmaktan vazgeçin. Bir an için empati yapın. Sizin evladınız, sizin çocuğunuz, sizin babanız, kardeşiniz olabilirdi. Sadece gidip özel günlerde mezarı ziyaret etmek, dua okumak isteyen ailelere bu hakkı fazla göremezsiniz. Kemiklerden, cansız bedenlerden ne istiyorsunuz? Cansız bedenlerden ne istiyorsunuz? Bu düşmanlığınızın bir sınırı yok mu? Mezarlardan bir an önce ellerini çekmelerini istiyoruz” ifadesinde bulundu.

 

“Mezarlıkları tahrip eden bir devlet artık yok olmuştur” diye belirten Beştaş, “Onu yaşatacak bir yol kalmamıştır. İnsanların ölü bedenleri üzerinden siyaset devşirmeye çalışan bir anlayış zaten bitmiştir. İnsanların duygularını, hassasiyetlerini, vicdanlarını yaralayan bir devler halkını bölmüş, parçalamıştır. Duyguda, düşüncede, dilde bölmüştür. Artık çekin ellerinizi mezarlardan. Ortak yaşam inancına dokunmayın. Ortak vatan, demokratik ulus idealinden insanları vazgeçirmeye çalışmayın. Bu ülkede herkesin bir arada eşit şartlarda yaşaması mücadelesine daha fazla zarar vermeyin. Bu mezarlık siyasetinin bir parçası da Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek'in cenazesi sırasında Kayseri’de de yaşandı. AKP iktidarının kutuplaştırma ve kamplaştırma siyasetinin sonucudur bu. Bu korkunç siyaseti sevgili Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesinde yaşadık biz. Bu barbar zihniyet, bu dil o zaman da iktidar eliyle dolaşımdaydı. Şimdi de 'İbrahim Gökçek'in cenazesine saldıracağız' diyen güruha İçişleri Bakanı hala bir işlem yapmadı” dedi.

 

Mezarlara yönelik saldırılara karşı Diyanet İşleri Başkanı ve İçişleri Bakanlığının sessiz kalmasına tepki gösteren Beştaş, “Peki, her konuda fetva veren Diyanet İşleri Başkanı nerede? Her konuda konuşan İçişleri Bakanı neden konuşmuyor? Bu ahlaksızlığa karşı bir sözleri yok mu? Buna onay mı veriyor? Onay vermiyorsa bir an önce o güruhun kimler olduğunu tek tek tespit etmeli ve gözaltına almalıdır. Adeta uçurum kenarındayız ve bu uçurumdan hep birlikte düşeceğiz. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın her konuda fetva vermesine gerek olmadığını ama bu ölü bedenlere, mezarlara yapılan bu saldırılar karşısında bir çift lafının olması gerektiğini düşünüyoruz. Çocuk yaşta evlilikler hakkında konuşan, siyasi konularda her gün fetva verip kendi alanı dışında yorumlar yapan Diyanet İşleri Başkanı'nın defin hakkı, gömme hakkı, ölü bedenlerle ilgili inancın, dinin gereklerini açıklamaması kabul edilemez” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

0 0
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha