• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Trump döneminde Orta Doğu'nun olası durumu; Orta Doğu'yu neler bekliyor?

SAİD SEFA

SAİD SEFA

21 Kasım 2016 Pazartesi 21:41
0 0

SAİD SEFA | HABERDAR

 

Beklenmedik bir şekilde Trump'ın ABD başkanı olmasıyla, gözler Trump döneminde Orta Doğu'da pokitikaların nasil şekilleneceğine çevrildi.


Mevcut durumun analizi yapılırsa, olacakları kestirmek pek de zor olmasa gerek.


Yıllardır süren savaşlar Orta Doğu'nun direncini kırmış, Orta Doğu halklarının enerjisini tüketmiş durumda.


6. yılına yaklaşan Suriye Savaşı her ne kadar bütün şiddetiyle devam ediyor olsa da, 2015 yazında Rusya'nın savaşa dahil olmasıyla Esad yönetimi lehine değişmişti. 


Muhalif gruplar, savaşı devam ettirebilme gücüne sahip olsalar da Şam'ı alıp kendi devrimlerini tamamlama gücüne sahip değiller. Hatta Suriye muhalefetinin kalesi gibi görülen Doğu Halep bile uzun süre muhaliflerin elinde kalacağa benzemiyor.


Suriye'deki durum, büyük bir yıkımla da olsa savaşın askeri olarak Esad Rejimi'nin üstünlüğüyle sonlanacağı izlenimini vermekte.


Suriye Savaşı gerek Şam-Halep rekabeti gerek Sünni-Şii catışması olarak değerlendirildiğinde tarihi bir mücadelenin halkası olarak karşımıza çıkıyor. 


Irak'ın durumuyla birlikte değerlendirildiğinde, Suriye Savaşı bölgedeki Sünni Arap nüfusun gelişimini durdurduğu gibi sonrasında atılacak adımlarla bölgenin yeniden yapılandırılmasıyla, Irak ve Suriye İran'ın Akdeniz'e uzanan Şii koridoruna dönüşebilir.


Yemen'de devam eden savaş ise, bölgede çapından büyük komplikasyonlara yol açabilecek bir yaraya dönüşmüş durumda. Suudi koalisyonu Husi ilerleyişini durdurmuş olsa da, Suudiler kendilerinden emin başladıkları savaşta kesin askeri zaferi kazanmaktan uzaklar. 


Husilerin gücü bastırılamadığı gibi bölgede daha derin düşmanlıklara neden olması, Yemen'deki yangının etrafa sıçraması ihtimalini güçlendiriyor. 


Öte yandan, Suriye ve Yemen'de devam eden savaşlar maalesef ki bölgedeki son savaşlar gibi görünmüyor.


Trump döneminde Orta Doğu'nun patlama potansiyeli olan olası fay hatları şöyle sıralanabilir:

 

1. Suudi Arabistan- İran
2. Erbil-Bağdat
3. Pyd-Suriye-Türkiye
4. İsrail Hizbullah
5. Sünni Araplar


SUUDI ARABİSTAN - İRAN


Suudi Arabistan-İran gerilimi Sünni-Şii rekabetinin parçası olarak değerlendiriliyor. 1979 İran Devrimi'nden bu yana Suudiler yükselen İran gücünden rahatsız. Ancak Obama dönemine kadar ABD'nin İran'a karşi takındığı sert tutum, Suudleri rahatlatmaktaydı.


2000'li yıllarda,  ABD'nin bölgede attığı bazı adımlar nedeniyle Irak, Afganistan, Lübnan, Pakistan gibi ülkelerde meydana gelen Şii yükselişi, Suriye Savaşı ve Nükleer Anlaşma Körfez'i paniğe sevketti. 
Ayrıca, ABD Kongresinin Suudi Arabistan aleyhine geçirdigi 11 Eylül yasası ve Trump'ın Suudi Arabistan aleyhine sarfettiği bazı sert sözler, Körfez'i bölgesel güvenliği ele almaya teşvik etmekte ve kışkırtmakta.
İslam Ordusu oluşturma, Yemen Savaşı gibi girişimler yeni Suud kralının ve veliahtının meşruiyet arayışı ve İran'a karşı  ipleri eline alma arzusu olarak değerlendirilebilir.


Yemen Savaşı, her ne kadar zor bir coğrafyada geçiyor olsa da, Körfezin savaş gücüne ilişkin iyi bir izlenim vermiyor.


İran'ın klasik cephe savaşı ve düzensiz savaş konusunda iyi bir tecrübeye sahip olduğunu düşündüğümüzde, modern ateş gücüne sahip olmasına rağmen askeri dengeler Körfez'in aleyhine işliyor.


Ancak Körfez, ABD'nin İran'a karşı cepheye dahil olacağını düşünürse, İran'la savaş konusunda istekli olabilir.


Suudi Arabistan'ın, Trump döneminde ABD'yle ilişkisi nasıl olursa olsun, İran'la girişebileceği muhtemel bir savaş öncesi ABD'nin desteğini arayacaktır. 


Öte yandan, İran ve Suudi Arabistan arasında çıkabilecek bir savaş, petrol piyasasını vuracağından uluslararası politika belirleyicilerin, bu savaşa izin vermeyeceği düşünülebilir.


Her şeye rağmen böyle bir savaş patlak verirse, bu petrol sonrası oluşacak yeni ekonomik düzenin başlangıcı olacaktır.

 

ERBİL - BAĞDAT

 

Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ve Merkezi Irak Yönetimi arasındaki gerginlik uzun süredir farklı boyutlarda devam ediyor.


Irak petrol gelirlerinin dağılımı, Erbil'in Bağdat'tan bağımsız yaptığı petrol satışları, IŞİD petrolünün Erbil ve Türkiye üzerinden İsrail'e satıldığı iddiaları ve Kerkük meselesi, son zamanlardaki krizlerin bazıları.

 

Aslında krizin temelinde bağımsız Kürdistan hayali yatmakta. 

 

IŞİD tehlikesi ve sonrasında da petrol fiyatlarının düşüşü Mesud Barzani'nin bu hayalini bir süre ertelemesine neden olmuştu. 


Ancak IŞID sonrası Irak coğrafyası üzerinde verilen mücadele, Erbil ve Bağdat arasındaki fay hattını yeniden harekete geçirmiş durumda.


Kısa zaman önce, Işid'e karşı sürdürülen mücadele çerçevesinde Peşmerge ve Şii milis gücü Haşdi Şabi karşı karşıya gelmişti. Özellikle Irak'ın Selahaddin bölgesinde yaşanan catışmalar gerilimi oldukça artırmıştı.

 

Birlikte hareket ediyor olsalar da Musul Operasyonu gerilimi daha da artıracağa benziyor.

 

Erbil ve Bağdat arasındaki anlaşmaya göre, Kuzey Irak yönetimi operasyon çerçevesinde girdiği bölgelerden çekileceğini ilan etmesine rağmen, IŞİD'in elinden alınan Başika'da yaptığı konuşmada Mesud Barzani bu bölgelerden çıkmayacaklarını belirtti. Bagdat'ın bu açıklamaya verdiği sert tepki üzerine, Erbil anlaşmaya uyacağını ifade etti. 

 

Bununla birlikte Kürtler, Musul Operasyonu kapsamında Peşmerge'nin kontrol altına aldığı bölgelerin tarihi olarak Kürt bölgeleri olduğunu, Saddam yönetiminin Araplaştırma politikaları neticesinde Kürtlerin göç ettirildiğini ve yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirildiğini iddia ediyor.

 

O yüzden Kürtler, Irak Anayasası'na göre bu bölgelerde referandum yapılmasını talep ediyor. Dahası referandum tezini bölgedeki Sünni Arapların önde gelen isimleri olan Nuceyfi kardeşler de desteklemekte.


Bağdat siyasetini domine eden Şii güçse bağımsızlık ilan etme niyetinde olduğunu düşündüğü Kürtlere daha fazla toprak kaptırmak istemiyor. 


Kısaca Irak'ta IŞİD'in bitirilmesi başka bir çatışmayı gün yüzüne çıkaracağa benziyor.

 

PYD - SURİYE - TÜRKİYE

 

Kuzey Suriye'de, Kürt bölgesinin varlığı hem Şam'da hem de Ankara'da gerilime neden olmakta.
Bu gerilim Suriye Savaşı çerçevesinde ortaya çıkmış olsa da Suriye muhalafeti ve rejim arasındaki çatışmadan daha farklı dinamiklere dayanmakta. Bu dinamiklerin en önemlisi Türkiye, İran, Irak ve Suriye'ye uzanan Kürdistan düşüncesi ve uluslararası politika belirleyicilerin Kürtlere vaat ettiği destek.

 

Bu fay hattının en önemli kısmını şu an için Rakka operasyonu oluşturuyor.

 

Bu açıdan Rakka operasyonu, Musul'dan daha karmaşık görülebilir.

 

Türkiye her ortamda PYD bileşenlerinden rahatsızlığını ortaya koyarken, Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim de hem Kürtlerden hem de Türklerden rahatsız olduklarını açıkladı.

 

İSRAİL - HİZBULLAH

 

Lübnan'ı İsrail'den koruma bahanesiyle palazlanan Hizbullah, 2006 savaşından sonra İslam dünyasının genelinde Siyasal İslamcıların da gayretiyle ciddi bir sempati toplamıştı.


Ancak Hizbullah'ın Suriye muhalefetine karşı yürütülen savaşta rejimin yanında yer alması, örgütün Sunniler nezdindeki kredisini bitirdi. 

 

İsrail, Hizbullah'ın baş düşmanı olsa da gerek örgütün kuruluşunda gerek yükselişinde İsrail'in kritik rolu olmuştur.

 

İsrail'in Güney Lübnan'dan çekilmesi ve 2006'da Hizbullah'a saldırması aslında örgütü güçlendiren en önemli etkenlerdi. 

 

Diğer taraftan, İsrail'in Hizbullah'a karşı düzenlediği saldırılar, örgütün yan etkilerini bertaraf etmesi açısından da faydalı görülüyor İsrail'in saldırıları, hem Hizbullah'ın itibarını güçlendiriyor hem de Suriye'deki savaş nedeniyle örgütün içindeki bazı yabani dikenleri temizlemeye yarıyor. İsrail-Hizbullah savaşı Hizbullah açısından yararlı bir araç olarak görülebilir.

 

SÜNNİ ARAPLAR

 

Irak ve Suriye'de devam eden savaşların kaybedeni kuşkusuz Sünni Araplar.

 

Hayal kırıklığına uğramış ve sistemden dışlanmış bu grubun geleceği önemli bir sorun. 

 

Şii yayılmacılığının sahip olduğu fanatiklik ve Sünni halka yönelik düşmanlık, Sünni Araplar üzerinde baskıya dönüşmekte ve tepki vermesine neden olmakta. 

 

Ancak Sünni Arapların, marjinalleşerek radikalleşmesi Şii yayılmacılığını meşrulaştırmakta ve güçlendirmekte.

 

Nitekim, IŞİD'den önce kurulan Şii milis güçlerinin IŞİD'le mücadele bahanesiyle Sünni Arapların merkezlerinden kabul edilen Tel Afer'e kadar ilerlemesi ya da Diyala'yı kontrol altına alması IŞİD olmazsa düşünülemezdi. Fakat IŞİD sayesinde Felluce ve Musul'un Sünni kimliği dahi tehlike altına girmiş durumda.

 

Dahası, Iraklı Şii milislerin Suriye devlet başkanı Beşar Esed'in davetiyle Suriye'ye girmesi gündemde.
Şii milislerin Lübnan'daki Hizbullah gibi bölgesel bir oyuncu olmasını sağlayacak bu adım, bölgedeki Sünni Arapları daha da zor durumda bırakacaktır.

 

Bu bölgedeki Sünni Arapların, İran-Akdeniz koridoru icin tehdit olduğu değerlendirilirse, IŞİD ya da radikal başka bir örgut bahane edilerek Sünni Araplar tekrar umutsuz bir savaşa itilebilir.

 

Trump yönetimin tavrı şimdilik her ne kadar kestirilemese de Orta Doğu'yla ilgili her ne adım atılacak olursa olsun, kısa vaadede Orta Doğu halkları için barış umudu görünmüyor. Aksine Orta Doğu bataklığı Türkiye'yi de içine çekerek büyüyeceğe benziyor.

 

 

SAİD SEFA | HABERDAR

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
YORUM EKLE

captcha