• Dolar
  • Euro
  • BIST
Facebook Twitter

Yeniden Eski Türkiye-1

SAİD SEFA

SAİD SEFA

8 Temmuz 2018 Pazar 23:29
0 0 4

Üzerinde en çok konuşulan, araştırılan ve her ne hikmetse bir türlü çözülemeyen konulardan biridir, ‘derin devlet’ meselesi.

 

Avrupanın bazı ülkeleri, perde ardında oyun kurucu görevi üstlenen kendi derin yapılanmalarını zaman içerisinde yargı karşısına çıkarmış ve devlet adına illegal işler yapanları cezalandırmışken bu durum Türkiye için imkansızlığını koruyor. Zira Türkiye’de ‘derin devlet’ yapılanması diğer devletlerdeki yapılanmalardan farklı olarak devletin asli unsurudur, görünür olan devletse talidir.

 

Devletin bekasını, nizamını, toprak bütünlüğünü koruma ilkesiyle iç ve dış düşmanlara karşı savaştıklarını düşünen, bu doğrultuda legal illegal her şeyi yapmaya ahdetmiş ve milliyetçilik üzerine bina edilmiş olan ‘Türkiye Derin Devlet’ yapılanması, asli devlet gibi görünen hukuk devletinin ağa babasıdır.

 

Dışardan bakarken, derin devlet olarak tanımlanan unsurlar aslında Türkiye devletinin bizzat kendisidir. Türkiye’de normal devlet ile derin devlet tek kalemde cem olmuş ve adına da müesses nizam denmiştir. Müesses nizamın sahipleri için iktidarda kimin olduğunun önemi yoktur, önemli olan iktidarın kendi belirledikleri çizgiye göre hareket edip etmemeleridir. Hakimiyet siyasette değil, bürokrasidedir.

 

Güvenlik bürokrasisi (TSK, Mit, Emniyet), yargı bürokrasisi ve akademi (YÖK) müesses nizamın en önemli kaleleridir. Bunların kontrolü sağlandıktan sonra muktedirin hangi partiden, kim olduğunun bir önemi yoktur. ‘Devlete sızma’ tabiri müesses nizamın elemanı olmayan ve yeri geldiğinde devletin bekası adına (!) illegal işler yapmayacak olan herkes için kullanılan kıyımı ifade eder.

 

Devlet bürokrasisinde yer alanların Alevi, Sunni, Kürd, Türk, Sağcı, Solcu, Kemalist, dinci, dinsiz, muhafazakar, laik olması çoğu zaman nizam adına bir anlam ifade etmez, kişilerin müesses nizama bağlılığı esas alınır. Bu esas doğrultusunda hareket etmeyenler veya onların çizgisinin dışına çıkarak gruplaşanlar devletin bekası adına tehdit kabul edilince, bu kişilerin kimlikleri, fikirleri, ideolojileri, inançları, hayat tarzları ele alınarak fişlemeler yapılır ve görevlerinden tasfiye edilirler.

 

Yanı sıra birkaç nesil öncesinden fişlenmiş ve bürokraside asla yer vermeyecekleri kişi ve gruplar da mevcuttur. Derin devlet yapılanmasında hakimiyet görüntüde el değiştirmiş olsa da yapının milliyetçi-ulus anlayışı neredeyse hiç değişmemiştir.

 

Günümüz itibariyle derin devlet yapılanması Natocu ve Avrasyacı diyebileceğimiz iki başlı bir ahtapot görüntüsü veriyor, aralarındaki hakimiyet kavgası ise hala sürüyor.

 

Örneğin Mehmet Ağar’la somutlaşan emniyet içindeki derin yapılanma Avrasyacı çizgiden farklı olarak Süleyman Soylu vasıtasıyla görünür olmuştur. Nato’nun illegal işlerde kullandığı (milliyetçi, muhafazakar) nizamcılarıyla, Rusya’nın (ulusalcı, Kemalist) Avrasyacıları aynı arabayı uçuruma itiyor olması iki grubun aynı çizgide olduğu algısı oluştursa da işin aslı öyle değil. Aralarındaki hakimiyet kavgası hiç bitmediği gibi, Erdoğan’a yakın olmakla doğru orantılı olarak sürüyor.

 

15 Temmuz sonrası demokrasi mitinglerinde boy gösteren ve Erdoğan’a yanaşanlar, üç yıldan beridir Erdoğan’ı Avrasyacı ekole kaptırmış olmanın pişmanlığıyla kıvranmış olmalılar.

 

Ayrıca 15 Temmuz’da Avrasyacıların rolü konuşulurken, müesses nizamın temel dinamiği olan Natocu fraksiyonun işlevi ıskalanmış oluyor.

 

15 Temmuz’dan sonra Natocular mı TSK’dan tasfiye edildi, yoksa yeri geldiğinde Nato’nun darbe emri dahil her emrini koşulsuz olarak yerine getirmeyi rededecek olanlar mı? Ve tasfiye edilenlerin yerine gelenler sadece Avrasyacılar mı, yoksa darbeye zemin hazırlamak dahil her görevi koşulsuz icra edecek ‘Özel Harpçi’ Natocular mı? İran’ın bile 15 Temmuz’da kalkışma olacağından 2 gün önceden haberi varken, Nato’ya bağlı istihbarat örgütlerinin ve CİA’nin haberinin olmadığını düşünmek hiç makul gelmiyor.

 

Haberleri varsa neden kontrollü darbe olacağını, emir komuta zinciri içerisindeki elemanlarına iletmedikleri sorusu akla geliyor.

 

Acaba TSK’nın tasfiye edilmesini isteyenler sadece Avrasyacılar değil miydi? Avrasyacı ekol üzerinde bu kadar yazılıp çizilirken, 1948’de somutlaşan ‘müesses nizam’ geleneğinin ve Natocu aklın neden devreye girmediği, neyi beklediği, Türkiye’nin Rusya’nın etkisine girmesini engelleme gayesiyle kurulmasına ve Türkiye’nin yörünge değiştirmiş olmasına rağmen hala neyi beklemekte olduğu soruları akla geliyor.

 

Peki, gelenekçi müesses nizam devreye gerçekten girmiş degil mi? Aslında dikkatle bakılırsa oyuna dahil oldukları görülüyor. 1. Tansu Çiller dahil bir dönemin nizamın aktörleri olanlar Erdoğan çevresinde görünür oldular ki bunlar Avrasyacı değil. 2. Devlet Bahçeli’nin almış olduğu tutum.

 

16 Nisan referandumundan önce Erdoğan’ı Yüce Divan’a göndermekle tehdit eden ve sistem tartışmaları başladığında MYK üyeleri, milletvekilleri, il başkanlarıyla yaptığı bütün toplantılarda parlementer sistemden yana olduğunu açıkça ifade eden Devlet Bahçeli, ne olmuştu da bu ifadelerinden bir hafta sonra Erdoğan’ın bile anmadığı referandum meselesini gündeme getirip Erdoğan’a partili cumhurbaşkanlığı yolunu açmıştı? Bahçeli’nin şantajla, tehditle ikna edildiğini düşünmek için saf olmak yeterlidir.

 

Yeniçağ Gazetesi yazarlarından Ahmet Takan MHP kulislerindeki sağlam kaynaklara dayanarak, Bahçeli’ye kapalı bir zarf geldiğini ve bu zarftan sonra Bahçeli’nin tavır değiştirdiğini yazmıştı.

 

Bu zarfı gönderenler, oyunun yeniden kurulması gerektiğini düşünmüş olmalılar. İki nokta geç farkedilmiş. 1. Avrasyacıların bürokraside, devlet yapılanmasında tahminlerinden daha güçlü oldukları ve Rusya’nın etkisi. 2. Erdoğan’ın halk üzerindeki tesiri ve oy potansiyeli.

 

Bunlar fark edildikten sonra aynı şeyleri deneyip farklı sonuçlar bekleme aptallığına düşecek değillerdi nitekim düşmediler. İktidarın ortağı haline gelen ve bürokrasiye talip olan Bahçeli’yi artık daha dikkatli bir nazarla takip etmekte fayda var. (Devam edecek..)

 

Türkiye’nin Derin veya Paralel Devlet Yapılanmasını, Bahçeli’nin bağlı bulunduğu geleneği, Devletin yapılanması içindeki Natocu-Avrasyacı mücadelesini, Bürokrasinin temel dinamiklerini, Müesses Nizam’ın kodlarını, Sadat’ın aslında bir ‘Özel Harp Projesi’ olup olmadığını, Alaattin Çakıcı’nın neden gündeme geldiğini ve çok daha fazlasını, ‘Yeniden Eski Türkiye’ yazı dizisiyle ele alacağım.. Takip etmeniz temennisiyle.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
YORUMLAR
  • Ziyaretçi
    Mehmet Yildiz27 Temmuz 2018 Cuma 01:27 Harika bir yazi!
  • Ziyaretçi
    Ahmet Yener25 Temmuz 2018 Çarşamba 16:52 Dizinin 2. yazisini bekliyoruz Said Bey.
  • Ziyaretçi
    Ahmet Yener20 Temmuz 2018 Cuma 17:31 Said Bey, yaziniz cok guzeldi. "Yeniden Eski Türkiye-2" yazisi icin planiniz nedir, bekliyoruz.
  • Ziyaretçi
    osman12 Temmuz 2018 Perşembe 11:59 sesinizi ozledik
YORUM EKLE

captcha